8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Resim Sanatçısı Hale Asaf

Yazı Boyutu

Tarih : 11.03.2009


8 Mart 2009 Dünya Kadınlar Gününde; resim Sanatçısı Hale Asafı anarak kutluyoruz. Bu gün için sitemiz afiş tasarımını yapan sanatçımız Seren Ceren Asyalıya sonsuz teşekkür ediyoruz..






SH (Saklı Haber)

Seren Ceren Asyalı: Afiş; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2009


8 MART 2009 DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE


HALE ASAF


Hale Asaf: (1905 - 1938) ; Otoportre

Hale Asaf: Özgeçmiş

Hale (Salih) Asaf, OtoportreHale (Salih) Asaf (d. 1905, İstanbul Kadıköy - ö. 1938, Paris Montparnasse), Türk ressam.

İlk ve orta öğrenimini Notre Dame de Sion’da gördü. Öğrenimi sırasında rahatsızlanan Hale Salih 1910 yılında Dr. Kamburoğlu tarafından ameliyat edilerek akciğerlerinde bulunan on kist alındı. Sağlığına kavuşan Hale Salih, 1919 yılında Roma’ya, teyzesi Mihri Müşfik Hanım’ın yanına giderek resim eğitimine başladı. 1920'de Paris’e, Montparnasse’a gitti. Namık İsmail’in öğrencisi oldu.

1921 yılında sınavına girdiği Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazanarak, Prof. Von Arthur Kampf’ın öğrencisi oldu. 1923 yılında Fikret Mualla ile sınıf arkadaşı oldu. Aynı yıl, kısa bir süre için Berlin’e gelen Ali Avni Çelebi ile görüştü. Berlin’deyken hastalığı nüksetti ve bir göğsü alındı.

1924 yılı, Nisan ayında geçim sıkıntısı yaşadı ve İstanbul’a döndü. 1924- 1925 yıllarında İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde ve İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde Feyhaman Duran ile İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu.

1925 yılından itibaren babasının adı “Salih”in yerine dedesinin adı “Asaf”ı kullanmaya başladı. Babası Kurtuluş Savaşı sonrasında Mısır’a kaçınca, anne ve babası ayrıldı annesi Enise Hanım da İsviçre’ye gitti. Enise Hanım rahatsızlanarak Bâle Sanatoryumu’nda verem’den (tüberküloz) öldü.

1925'in Ocak ayında Avrupa konkurunu kazanarak 1926 Ocak ayında Maarif Vekaleti tarafından Almanya’ya gönderildi. Münih’te, Lovis Corinth’in öğrencisi oldu. 1926 yılında İtalya’ya giderek akciğerlerindeki kistleri aldırdı. 1926'nın Temmuz-Ağustos aylarında Galatasaray Sergileri’ne portreleriyle katıldı.

Hale (Salih) Asaf, Babasının portresi1927 yılında Paris’e, arkadaşları Refik Epikman, Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Nurullah Berk, Ratip Aşir Acudoğlu, Muhittin Sebati, Ali Karsan, İsmail Hakkı Oygar, Ali Hadi Bara, Fahreddin Arkunlar, Şeref Akdik’in yanına gitti. 1927 yılı ile 13 Ağustos 1928 tarihleri arasında Académie de la Grande Chaumiére’ye devam ederek, André Lhote’un öğrencisi oldu. Bu dönemde seramikçi İsmail Hakkı Oygar ile nişanlandı. 1928’de Paris’te Expose á la Nationale’e katıldı.

13 Ağustos 1928 tarihinde Cevat Dereli, Muhitin Sebati, Refik Epikman, Mahmut Cuda, Ratip Aşir Acudoğlu ile birlikte Tadla vapuruyla Paris’ten İstanbul’a döndü. Gazeteci-ressam Elif Naci, onlardan birkaç gün önce İstanbul’a döndüğü için Şeref Kamil (Akdik) ve bir çok sanatçı tarafından karşılandı. Dönüş haberleri, Elif Naci’nin gayretleriyle 14 Ağustos 1928 Salı günkü Milliyet Gazetesi’nde yer aldı.

1928 Eylül ayında okulların açılmasıyla Hale Asaf Bursa Kız Öğretmen Okulu’na resim öğretmeni olarak atandı. 1929’da Bursa Necati Bey Kız Sanat Enstitüsü’nde Fransızca derslerini de üstlendi. 15 Nisan 1929’da Ankara Etnografya Müzesi’nde açılan I. Genç Ressamlar Sergisi’ne altı yapıtıyla katıldı. 15 Temmuz 1929’da Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin kurucuları arasında yer alan Hale Asaf, böylelikle ilk kadın kurucu unvanına da hak kazandı. 15 Eylül 1929’da Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin İstanbul Türk Ocağı Sergisi’nde portreler ve Bursa manzaralarını sergiledi. 1 Aralık 1929’da Mahmud Cuda ile görev değişimi yaparak, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde eski hocası Namık İsmail’in yanında öğretmen yardımcısı olarak göreve başladı. Mahmut Cuda da Bursa Kız Öğretmen Okulu’na gitti. 1 Aralık 1929'dan 1931'in sonlarına kadar, Fikret Adil’in Asmalımescit No:47’de yer alan ve Asmalımesçit 74 adlı kitabının da mekânını oluşturan çatı katı, bir çok genç sanatçı gibi Hale Asaf’ı da ağırladı.

1931 yılı sonlarında Paris’e giderek gözlerinden ameliyat oldu. Bu sırada, bundan sonraki yaşamını birlikte sürdüreceği İtalyan edebiyatçı Antonio Aniante ile tanıştı. Aniante’nin Paris’te kalma teklifini kabul eden Hale Asaf, başlangıçta bir otel odasına yerleşti ve Aniante’nin müdürlüğünü yapmakta olduğu Galerie-Librarie Jeune Europe’ta çalışmaya başladı. Daha sonra Aniante’nin Leopold Robert Sokağı’nda, 32 no’lu dairesinde birlikte yaşamaya başladı. 1934 yılında Aniante’nin galerisi Jeune Europe kapandı. Aniante, Mussolini aleyhine yazdığı kitapları nedeniyle yasaklı yazar haline geldi. Çiftin ekonomik durumu gittikçe bozuldu. Sıkıntılı günler, Hale Asaf’ın Arnavutluk Kralı Zogo’nun bir portresini yapıp göndermesine kadar sürdü. Birkaç ay sonra 5000 franklık bir çek ve övgü dolu mektup gelince ferahlayan sanatçı 31 Mayıs 1938 tarihinde ameliyat öncesi son resmini çizdi: Boş bir kağıda çiçekler ve kuşlar arasında bir kadın, bir çocuk ve üstten onlara doğru uzanan bir yardım eli… 31 Mayıs 1938 sabahı Hızlı posta Aniante’ye haberi ulaştırdı: “Size esefle bildiririz ki Bayan Hale Asaf…”




   Hale Asaf: (1905 - 1938) ; Otoportre Hale Asaf (1905 - 1938): Tablo; İsmail Hakkı Oygar


Hale Asaf (1905 - 1938) : Görünüm


Sergilerinden seçmeler:

1930 Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin Ankara Türk Ocağı Sergisi’nde portreler ve Bursa manzaralarını sergilediği sergisi.
1930 Paris’e Montparnasse Yaz Sergisi.
1931 Moskovit Salonu’nda açılan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin dördüncü sergisi.
1931 Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin İstanbul Türk Ocağı Sergisi
1932 Paris’te, Genç Avrupa Resim Sergisi
1933- 1932 yılında Jeune Europe’taki sergilerde dikkat çeken Hale Asaf, davet suretiyle katılmanın mümkün olduğu Tuileries Sergisi’ne davet edildi ve burada yapıtlarını sergiledi.
1933 Jeune Europe Galerisi’ndeki sergisi.
1935 Hale Asaf, Société des Artistes Independants’ın Sonbahar Salonu Sergisi



8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Medya

Prof. Dr. Suat Gezgin

Somut araştırma verileri de göstermektedir ki, kadın medyada gerek istihdam, gerek konu olma açısından yerleşik egemen düşüncenin ayrımcı yaklaşımlarına hedef olmaktadır. Seçme ve seçilme hakkına 1934 yılında erişen Türk kadını ne yazık ki, bu ayrıcalığını 2009 yılında medya boyutuyla yaşama şansını yakalayamamıştır.

Yeni tapınaklar ve tapınma biçimleri, takvim üzerinde koyu biçimde belirlenmiş her hücreyi kendine bir fırsat olarak değerlendirir. Olanaklı olsa, herkesin doğum gününü belirleyip, tapınmak üzere tapınaklara davetiye çıkaracaktır. Aslında olanaksız da değil, çünkü her şeyin kayıt altına alındığı bir düzenekten söz ediyoruz. Doğum günleriniz GSM operatörlerinin bilgisi dahilinde değil mi?.. Doğum günlerinde cep telefonlarına gelen mesajlar nereden? Kuşatılmış bir dünyadan, daha doğrusu bütünüyle insanlığı sarmalayan bir ağdan ve onun kollarından söz etmek olasıdır. Takvimin ilk etkinliği, “Sevgililer Günü”, ardından “Dünya Kadınlar Günü”, derken “Anneler Günü” ve “Babalar Günü”… Bayramlar, yeni yıl… Tümüyle tüketim odaklı yaklaşımıyla anılan günler. Anlamından, özünden soyutlanarak ifade edilmeye çalışılan ve gerçekliğinden koparılan günler…

Eşitlik için mücadele

Bunlardan biri de hiç kuşkusuz 8 Mart’tır. 8 Mart’ın 1857’de ABD’de yaşanan bir direnişte 100’ün üzerinde kadının ölümüyle sonuçlanan bir olay üzerine gündeme geldiğini hangi televizyon kanalında izlediniz? Hangi gazete, 8 Mart’ın ABD’de 1857’de kadın işçilerin ölümü üzerine Clara Zetkin’in teklifiyle II. Enternasyonel’de “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kabul edildiğini yazmıştır? Clara Zetkin’in kim olduğunu, biyografisini, “eşitlik” için mücadele eden bir simge olduğunu hangi radyoda, köşe yazısında okudunuz?.. Haksızlık etmemek gerekir, elbette, bunları anlatan, aktaran televizyon ve radyo kanalları, gazeteler, dergiler olmuştur. Ancak, bunun yaygın bir biçimde gerçekleştiğini söylemek olası mıdır? Sıkça başvurulduğu gibi mikrofonu alıp sokak söyleşileri yapsalar, bugünün anlam ve önemi için ne diyecekler? Kaç kişiden gerçekten bu olayın nedeni hakkında, geçmişi hakkında bir şeyler duyabileceklerdir?

Böyle olması çok doğaldır. Medya üzerinde yapılan araştırmalar göstermektedir ki, medyada kadınların ciddi bir temsil sorunu vardır. TÜİK verileri gazetelerde/dergilerde çalışan kadınların ancak yüzde 27.1 gibi bir oransal yoğunlukta olduğunu göstermektedir. TÜİK yazılı medya istatistikleri gösteriyor ki, medyada kadınlar üçte bir oranında var olabiliyorlar.

Medyada kadının temsili

Kuşkusuz bunlar resmi veriler, ancak bu gerçeklik, medya için ileri sürülen tezleri de güçlü kılmakta ve anlam kazandırmaktadır. Medyada erkek egemen bir söylemin varlığını ileri sürenler ne kadar haksızdır? Medyada kadının yer almadığı bir ortamda, böyle bir söylemin engellenmesi mümkün müdür? 2009 yılı 8 Mart’ında dün olduğu gibi bugün de medyada kadının bir temsil sorunu yaşadığı bir gerçektir.

Öte taraftan temsil sorunu, aynı zamanda kadının medyada karar noktasındaki etkinliğinin de düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. Kadın dergileri, magazin, mutfak, dekorasyon gibi alanları saymazsak, medya kuruluşlarının önemli bir bölümünde istihdamda düşük yoğunluğa sahip kadınların aynı zamanda üst düzey görevlendirme anlamında da sıkıntılı bir tabloyla temsil edildiği görülmektedir. Siyasette kota uygulamalarıyla ya da “pozitif ayrımcılık” olarak adlandırılan arayışlarla çözüme ulaşmaya çalışanların, medya için nasıl bir öneriyle ortaya çıkacakları da ayrı bir merak konusudur.

Medyamızın önemli sıkıntılarından biri de hiç kuşkusuz özel hayatın gizliliğinin, kişi hak ve özgürlüklerinin ihlalidir. Toplumsal yarar, çıkar, düzen de göz ardı edilen kavramlar arasındadır. Ne yazık ki, bu konularda da ihlalin çok somut örneklerine rastlanmaktadır. Bu konuda yoğunlukla tartışılan iki önemli örnek var. Biri 11 Eylül’de ABD’deki saldırılar sonrası görüntülerin medyaya yansıtılma biçimidir. Diğeri örnek de Hollanda’da gerçekleşen uçak kazası sonrası Hollanda makamlarınca yaşamlarını yitirenlerin isimlerinin ailelerin rızası olmadan açıklanmamasıdır. Cinsel suç mağduru olan birisinin resminin basılması ve isminin açıklanması açısından yasal kimi yaptırımlara, düzenlemelere karşın ihlallerin gerçekleştiği bilinmektedir. Bu anlamda özellikle “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” (CEDAW) ve “Avrupa Sınır Ötesi Yayın Sözleşmesi” gibi uluslararası kayıtlar, kimi sınırlamalar, görevlendirmeler ve sorumluluklar yüklemektedir. Ancak bu sorumlulukların, görevlendirmelerin yeterince içselleştirildiğini söylemek olası değildir.

Birleşmiş Milletler, II. Enternasyonal sürecinden yıllar sonra 8 Mart’a resmi bir nitelik kazandırma yoluna gitmiştir. Ancak bu gecikmeyle birlikte bu konuda uluslararası girişimlerin desteklendiği ve uygulamaya konulduğu da bilinmektedir. Küresel Medya İzleme Projesi (Global Media Monitoring Project-GMMP) kapsamında 2005 yılında 76 ülkede 13 bin haber üzerinden yürütülen araştırmada, kadının bu haberlerde konu olma oranının yüzde 20’ler düzeyinde gerçekleştiğini belirtmektedir. Üstelik bu belirleme içerik boyutuyla irdelendiğinde ağırlıklı olarak “eğlence” ve “cinsiyet” odaklı bir yoğunluk tespit edilmiştir.

Egemen düşüncenin hedefi

Araştırma sonuçlarının ötesinde denilebilir ki, kadın genel olarak ekranlara, yazılı basına; tacize, tecavüze uğrayan, çaresiz, güçsüz, otorite sahibi olmayan, ağlayan, çaresiz bir kimlikle yansıtılmaktadır. Bunun ötesinde denilebilir ki, medyanın aynı zamanda kadına rol, görev tanımlaması yapmaktadır. Nitekim RTÜK kaynaklı bir araştırma göstermektedir ki, TV programlarında kadınlar yüzde 40 oranında “anne”, yüzde 19.9 oranında “cinsel nesne olarak”, yüzde 10 oranında “eş” olarak sunulmuştur. Kadının “başarılı kadın” olarak sunumunun ise yüzde 8.9 olarak gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Somut araştırma verileri de göstermektedir ki, kadın medyada gerek istihdam, gerek konu olma açısından yerleşik egemen düşüncenin ayrımcı yaklaşımlarına hedef olmaktadır. Seçme ve seçilme hakkına 1934 yılında erişen Türk kadını ne yazık ki, bu ayrıcalığını 2009 yılında medya boyutuyla yaşama şansını yakalayamamıştır. 1857’den beri tam 152 yıl geçmiştir. 152 yıllık sürecin getirdiklerinin sağlayacağı kazanımlarla, yakın bir gelecekte, evrensel boyutlarda bir değişime uğrayacağı umuduyla, 2009 yılının 8 Mart’ı tüm kadınlarımıza kutlu olsun.

Prof. Dr. Suat Gezgin
İ.Ü. İletişim Fakültesi Dekanı

7 Mart 2009
Cumhuriyet Haber Portalı



Dünya Kadınları için sitemizden armağan evetbenim

MÜZİK DİNLE
: ÖZLEM
Beste: G. Barış Bölükbaşı

Haber Kaynak: 8 Mart Dünya Kadılar Günü afiş tasarımını
yapan Sanatçımız Seren Ceren Asyalı'ya sonsuz teşekkür ediyoruz...
Özgeçmiş: Vikipedi, özgür ansiklopedi
Hale Asaf Tablolar: Google web görsel
"8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Medya"
Prof.Dr. Suat Gezgin: Cumhuriyet Portalı (alıntı)
Haber Düzenleme: Tevfik Yalçın evetbenim.com




Toplam Hit :10609

Yazdır Yorum Ekle Email Gönder
1 2 3 4 5 Bu Haber İçin Toplam 41/15 Kere Puan Verildi (Ort:2,73333333333333)
Yorumlar( 0 )
Kaynak: evetbenim.com

Kategori ¬ ÖZEL GÜNLER

YORUMLAR (0)
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun

 23.04.2012 01:15:00

Dünya Sanat Günü Kutlamalarına: Hazır mıyız? HAZIRIZ!..

 17.04.2012 11:36:15

OBEN GÜNEY BİLGİ SİTESİ AÇILDI... KUTLU OLSUN!..

 27.03.2012 00:03:33

İBB Şehir Tiyatroları nda 27 Mart Dünya Tiyatro Günü

 24.03.2012 15:33:33

21 Mart Dünya Şiir Bildirisini Şair Sennur Sezer Yazdı

 22.03.2012 17:11:55

Dünya Tiyatro Günü 50. Yıl Bildirisini John Malkovich Yazdı...

 16.03.2012 00:05:04

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisini Kenan Işık Yazdı

 14.03.2012 14:07:54

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Etkinlikleri

 26.03.2011 02:50:39

ATTİLA İLHAN: USTALAR NE DİYOR?

 21.03.2011

Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun...

 08.03.2011

 
 
 
ÜYE & YAZAR GİRİŞİ
Üye Girişi
Yazar Girişi
 
ÜYELERİMİZDEN
 
 
DUYURULAR
İBB Şehir Tiyatroları’na TOBAV Tiyatro Çırakları Başarı Ödülleri’nde 5 Ödül
Soner Çakmak: Alacakaranlık Notları Resim Sergisi, 18 Mayıs - 1 Haziran düş yolcusu sanat durağı Sanat Galerisi
KARMA SERG VARDİYA: Fuat Acaroğlu Özlem Acaroğlu Yiğit Altıparmakoğulları Levent Aygül Can Aytekin Ayfer Karabıyık
EKİP TİYATROSU MAYIS OYUNLAR
Düş Yolcusu Sanat Durağı, Öznur Eren Resim Sergisi: 5 Mayıs - 17 Mayıs 2012
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
 
 
ANKET
 
yükleniyor...
anket sonucunu göster>>
 
E-Veri Bilişim Hizmetleri