GÜNDEDÜN
İstanbul Oyunlarına Mektuplar
İstanbul, 28.12.2006
“YALNIZLIKLAR OYUNU”nun eleştirisi:
Tiyatrooyunevi
Yalnızlıklar
Yazan: Hasan Ali Toptaş
Yöneten: Celil Toksöz
Oynayan: Mahir Günşiray
Klarnet: Kamucan Yalçın
Viyola: Güneş Özgeç
Müzik Direktörü: Alper Maral
Sahne Tasarımı: Claude Leon
Genel Olarak: Yalnızlıklar oyununun yazarı Hasan Ali Toptaş ile ilk kez bu oyunda karşılaştım. Bu güne değin şiir, öykü ve romanlarını okumadım. Oyunun kitapçığında özgeçmişini okuduğumda; kitaplarından"Gülüşün Kimliği" 1987'de yayımlanmış. 1992 yılında "Ölü Zaman Gezginleri" Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü almış. Yine aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanı ile Kültür Bakanlığı'nın düzenlediği yarışmada mansiyon almış ve Kültür Bakanlığı kitabı yayımlamış. 1994 yılında "Gölgesizler" romanıyla Yunus Nadi roman ödülünü almış. "Bir Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'ne değer görülmüş. 2005 yılında yayımlanan "Uykuların Doğusu", "Kayıp Hayaller Kitabı" ve "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanını yazmış.
Seyrettiğim tek kişilik oyun; adını "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan kitabından almış. Görüldüğü gibi yazdıkları; ödüllere koşan, verimli bir yazar ile karşı karşıyayız. Ancak, doğrudan oyun yazmamış ve oyuna adını veren kitabını tiyatroya uyarlamış.
Yazar, "Yalnızlıklar" oyununda sözcük olarak "yalnızlığın" nerede başlayıp, nerede bittiğini, etki alanlarını ve sonuçlarını, var olma ve yok olma durumunu irdelemiş. Bir kimyacı bakışıyla ele alırsak: Özgül ağırlığını, yoğunluk derecesini, atom yapısını incelemiş... Bir düşünür olarak da; düşüncede eylemsel gücün; insan yaşamında yönelişini ele almış. Denemeci tavrı ile yaklaşıldığında; oyun sınırları içinde ileri sürdükleri bir saptamadan çok; ucu açık özdeyiş, Shakspeare biçiminde söylemlere dönüşmüş... Şiirsellik yaklaşımı da; bu ileri sürdüğümüz sava oldukça yardım etmiş. Bu nedenle sahnedeki oyuncunun her repliği, her söz dizesi; duyduğumuz andan itibaren kendi akıl süzgecinden geçirdiğimiz ve (doğru-yanlış), (iyi-kötü), (olabilir-olmayabilir) kesin yargılarıyla değerlendirmek zorunda kaldığımız bir durum.
Buna karşın; sahnedeki oyuncunun, oyunculuk gücü; ayrıca müzik ve onun sözü taşıyıcılığı, bu zor görevi sizin adınıza yapıyor. Tiyatroda bulunma amacınız olan (oyunu seyretmek) ve kimliğiniz: Tiyatro seyirciliği sizde kalıyor. Oyunculuk, müzik ve ek olarak dekor, bu görevi yapmasa; kendinizi bir konferans dinleyecisi, açık oturum katılımcısı olarak görmeniz kaçınılmaz...
Türkçe'mizde var olan kimi gizemli sözcük; örneğin: Ölüm, korku, Tanrı, sanal, soyut, yalnız, mutlu ve benzerleri; tanımında, anlatımında birlikte; (evet, öyle... bana göre de...) diyebileceğimiz sözcükler değildir. Bu sözcükleri anlatmayı bir amaç, bir ana fikir aldığımızda; araç olarak kullandığımız sanat türü ne olursa olsun; ( bana göre, bize göre...) böyle olmasındaki başarı; beğeni, ortak onay, kabul görme ile belirlenecektir... Bana göre kimi "ölüm" sözcüğünü nasıl anlatırsa anlatsın; anlatılan "ölüm" değil "ölüdür". Diğer bir sözcük de "Tanrı" sözcüğü olup; dinler, din adamları ve bazı yetkin açıklamalar; bize yol göstermekte, bizim için anlama kolaylığı sağlamaktadır.
- İnsan yalnızlığı arayan bir yalnızlıktır kimi zaman, insana en yakın yalnızlıktır insan.
- Yalnızlık, kendimizi alıp kaçtığımız dilsiz bir attır.
- Ve yalnızlık, yalnız bir çobandır, çobanların bakışında zamanı güden.
- Ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşamasıdır yalnızlık.
- Gideceği adresi unutmuş mühürlü bir mektuptu içimizin titreyişi.
- Zangır zangır bir tren geçerdi ya, damarlarımızdan; yalnızlık onun dönemeyeceğini bilmektir.
- Yalnızlık kaybettikçe kazanır her zaman.
- Hangi yola koyulursak koyulalım, yalnızlık hep yoldadır.
- Kimileri düşer yalnızlığa, kimileri yükselir.
Oyundan seyirciye aktarılan bu sözler: oyuncunun replikleri, rolü gereği söylenmesine karşın: bu halleriyle, yalnızca yazılı metin üzerindeki duruşlarıyla bile; bizi uzun uzun düşündürecek, tek başlarına anlamak için çaba harcamamız gereken dizelerdir. Bunları alıp, ikinci elden bir başkasına; tiyatro sanatı içinde oyuncuya söyletmek ve hareket vermek hiç de kolay bir iş gibi görünmüyor... İşte burada; "yöneten" ve onun yönetme gücü karşımıza çıkıyor.
Yöneten: Celil Toksöz
"Yalnızlık" oyununun yönetiminde güzel bir matematiksel denge var. Ayrıca sistemler; kendi içinde özgür. Ancak oyunun tümüne hizmet ettikleri sürece...Celil Toksöz, 4 ana kulvar belirlemiş oyunu yönetirken. Bunlar sırasıyla :yazılı metin, oyuncu, müzik, dekor ışık ve aksesuar gibi yan unsurlarla da bu kulvarları desteklemiş. Hiç başvurmadığı unsurlarda var. efekt yok. Olması da gerekmiyor... Tüm oyun süresince; oyuncu kendi kulvarında, müzik kendi kulvarında koşuyor. Hiç kimse tempo adına, sözün içeriğinin cazibesi adına; diğerlerinin önüne geçmiyor. İlginç de bir paylaşım var. Öne çıkmalar, tümüyle oyun adına ... Bu kulvarlarda başarı; yönetmenin etkilemesinden çok; o kulvarlarda koşanın gücüne bağlı. Çizgi bu, mesafe bu; (göster kendini...) Çok riskli bir yaklaşım ama; bence de doğru yaklaşım bu... Ne var ki; oyun ilerledikçe, zaman içinde yeni koşu biçimleri kazanabilir ve bazı kulvarlara ufak ayrıcalıklar tanınabilir. Bu durumda; bu böyle olacaktır demek zor: Yalnız çizginin dışına çıkmamak koşuluyla.
Yazılı metinin ve sözünün getireceği kolaylıklar; birer avantaj olarak görülmeyip, burada bu kolaylıklara sığınmayıp, oyunu kurgulamak ve yönetmek!.. İşte bu çok güzel. Seyirci olarak bundan etkilendiğimi söylemeliyim.
Biz seyircilerin yaptığı en zevkli iş ve o ölçüde de en yanlış iş: kendimizi yönetmenin yerine koyup, oyunu yönetmeye kalkmamızdır. Oysaki doğrusu; olabilirlerden çok, olanlara kafa yormak, güzelliği görmek, etkilenmek, daha doğru bir yaklaşım ve öncelik olmalıdır.
"Yalnızlıklar" oyununda; oyuncu Mahir Günşiray'ın üstün oyunculuk gücü ve oyuna yaklaşımı, (özümsemesi) bu konuda iddialı olması; yönetmen için bir kolaylık, avantaj gibi görünse de durum hiçte öyle değildir. Bu tür oyunlar; tek kişilik oyunlar, zor ve yaratıcılık, özen isteyen oyunlardır. Elinizdeki malzeme ne denli kaliteli, güçlü olursa olsun, siz yönetmen olarak bu işten alnınızın akıyla çıkmak durumundasınızdır. Oyunun yönetimi ile ilgili detay, teknik ayrıntı, varsayımlara girmeden burada yönetmen Celil Toksöz'ü kutluyor, bu oyundaki yönetim başarısına teşekkür ediyorum.
Oynayan: Mahir Günşiray
Tek kişilik oyunlarda oynamak; biraz bilgelik, ustalık ve çok büyük istek gerektirir. Bu bir tutku işidir. Tiyatro'nun bu gün geldiği noktadan; geriye dönüp, ilk çıkış noktasına ulaşmak ve oradan yeniden başlamak gibi bir şeydir. Bu oyunlarda "çıta" oynayan için de, seyreden için de yüksektir. Her ne kadar yönetmek kolay görünse de; dahası yönetmen gerekmez gibi görünse de; tiyatronun tüm disiplinleri gerekli, ancak: yeterli düzeyde olmalıdır. Müzikte; yüksek düzeyde bir eseri solo çalmak gibidir. O eseri kim yazarsa yazsın, o konseri kim yönetirse yönetsin; iş gelir; o "tek kişi" olan sanatçıya dayanır, onu arar bulur ve onunla yoluna devam eder...
Burada tiyatronun tüm yardımcı unsurlarının; oyuncunun önüne geçme şansları olsa da; bu doğru bir yaklaşım değildir... Bu yardımcı disiplinlerin oyuna katkısı marjinal düzeyde olmalı ve bunu geçmemelidir.
Bu güne değin seyrettiğim tek kişilik oyunlarda bunları gördüm ve aradım. Devlet Tiyatrolarından seyrettiğim "Kontrabas" oyununda; oyuncu Metin Belgin'i neden yönetmensiz oynadığını eleştirdikten sonra; işin sahne arkasını öğrendiğimde: Onun bu oyunu oynamak isteyişindeki tutkuya hak vermemek elde değildi...
Tek kişilik oyunların oyuncusunun; sahnede temel bir çıkış noktası vardır. Bu biraz da yazılı metinin, öykünün, olayın geçiş zamanının, döneminin etkisi altındadır. Başka bir deyişle oynayan (aktör) oyunculuğunu bir şeye dayandırır. "Kontrabas" oyununda, Metin Belgin; öfkeyi ve kızgınlığı öne çıkararak bu oyunun seyirciye aktarılmasını sağlamıştır. " Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye (Sait Faik Yaşamı) oyununda Savaş Dinçel; tarihi kişiliğin anlatımını, çevre koşulları ve dönem içindeki insan yaşantısını irdelemiş ve seyirciye aktarmıştır. "Maviydi Bisikletim" oyununda sanatçı Dinçer Sümer; anılar dizisini yeniden yaşarcasına bir öykü anlatır biçiminde aktarmış, bir anlatıcı olarak, seyirci ile buluşmuştur. Ne var ki tek kişilik oyunlarda anlatıcı yolunu seçmek, salt bununla yetinmek; oyuncuyu en alt düzeyde meddahlığa, üst düzeyde de bir yorumculuğa ve sunuculuğa götürür ki istenilen bu olmamalıdır. Bunlar; zaman zaman oyunda kullanılan, ama oyunun tümünün asla teslim edilmeyeceği modası geçmiş oyunculuk araçlarıdır... Tek kişilik oyunlarda yazılı metinin zayıflığını, oyuncunun yetersizliğini; tiyatronun yardımcı unsurları; ışık, efekt, aksesuar, sahne tasarımındaki aşırılık ve ileri teknoloji kullanımı ile kapatmak; yarardan çok zarar verir. Oyuncuyu sahnede bir illüzyonist, oyunu da; bir illüzyon gösterisine dönüştürür. Bu tiyatro değildir, olamaz. Tek kişilik oyunlarda her şey; oyuncunun tekelindedir ve önde olan odur. İşte temel zorluk, beklide seyrederken doyulamayan gizem ve mutluluk buradadır.
Günümüzde tiyatro oyuncularının güçlerini ve sahnedeki etkilerini: Öğrenimleri, tiyatro dışında gösteri ve televizyon, sinema, reklam, halkla ilişkiler, farklı alanlardaki yöneticilik ve dahası siyaset gibi benzeri kurumlarla olan mesafeleri etkilemektedir. Tek kişilik oyundaki oyuncunun popülaritesi; oyunun ilk oynayışında sayısal olarak sıfırdır. Tanınmayan bir kişiliktir ve öyle olmalıdır. Oyuncu sokaktan getirdiği popülaritesini hemen oyunun başında seyirciye dayatması, bunda ısrarlı olması; oyunun kötü gidişinin ilk tehlike çanlarıdır. Bilmem kaç yüz defa oynamış "Lüküs Hayat" müzikli oyununda; oyunun önemli bir rölünde olan ve bozuk sağlığı ile; o oyunda artık oynamaması gereken; ancak o yıllarda TV dizilerinin yıldızı olan Suna Pekuysal'ın sahnede görünmesi ile ve ağzından bir sözcük çıkmadan seyircinin dakikalarca alkışlaması, oyunun durması; popülarite ve oyunculuk adına ilginç bir örnektir. Bu örneklerden hareketle; Mahir Günşiray'ın oyunculuğunda beni en çok etkileyen unsur; dizi film yüzünü oyuna sokmaması, oyun dışındaki popülaritesini seyirciye dayatmamasıdır. Seyirci tanımıyla; kullanılmış, eskimiş, bilinen bir yüzle oynamamasıdır...
Tek kişilik oyunların bir özelliği de; Oyunculuk kariyerinizdeki gelişmelerin, dahası bu sanatı nerede, hangi kurumlarda öğrendiğinizin, kimlerle çalıştığınızın, yeteneğinizin, fizik yapınızın topluca değerlendirildiği bir sınav alanı olmasıdır. Bu çok önemlidir. "Yalnızlıklar" oyununda bu konu öylesine tartışmasızdı ki; Mahir Günşiray'ın biraz önce saydığımız özelliklere sahip olması; oyunda açıkça görülüyordu. Sahnede bir usta, özgüveni yüksek ve oyunun tümünü kontrol eden bir oyuncu vardı. Mahir Günşiray'ı bu haliyle bile seyretmek her şeye değerdi... Sahnelerin geçişi, bir birine bağlanması, öykülerin ve tanımlamaların aktarılması, sahnede tüm güçleriyle müzik yapan iki genç sanatçı ile sessiz iletişim ve onlara yol göstericiliği, zamanlaması, diksiyonunu ve mimiklerini kullanmadaki büyük ustalığı, seyirciye oyunu aktarma dışında; bir ders, belgesel niteliğindeydi... Özellikle; "palyaço" tiplemesi, finale doğru cevizle ilgili sahneler, finaldeki dönen ilginç oyun gerecine yaklaşımı, dekoru ve aksesuarları kullanışındaki seyirciyi şaşırtan oyunculuğu övgüyü hak ediyordu...
Kendimi kimlikli bir tiyatro seyircisi sayarım, en azından ülkem sınırları içinde. Bununla da övünürüm. Tek kişilik oyunların tutkunuyumdur... Özellikle tiyatro festivallerinde yabancı oyuncuların dillerini anlamadan onları sahnede seyretmek unutamadığım anılarımdandır. Hep düşlemişimdir: Ülkemin güzel bir yöresinde; Uluslar arası "Tek kişilik Oyunlar Festivali" olsun... Burada ilk sırayı alan oyun ve oyuncu yüz yıllar boyunca anılsın... Çünkü bu iş başka bir iş; oynayan için de, seyreden içinde; son nokta... Olur mu? Olacaktır!... Bu ülke insanı biraz şu; altyapı, ekmek, aş, iş sorunlarını çözsün olacaktır... Yeni gelen kuşak, gençler bunu isteyecekler ve yapacaklardır... Onlara inanıyor ve güveniyorum. Ben bu satırları, bu seyirci mektuplarını onlar için ve bu işin öncüsü; Dinçer Sümer'ler, Metin Belgin'ler, Savaş Dinçel'ler ve Mahir Günşiray'lar için yazıyorum... Alkışlarım onlara...
Klarnet: Kamucan Yalçın
Viyola: Güneş Özgeç
Bu iki genç sanatçının birliktelikleri; oyun içindeki görev anlayışları ve müziğe hakimiyetleri övgüyü hak ediyor. Onların üzerine verilmiş olan; oyun müziğinin uygulaması, tamamlayıcı rolünü başarıyla yerine getiriyorlar. Bir yerde çalarken oynuyor, oynarken çalıyorlar. Oyun müziğinin sınırları dışına çıkmıyorlar; her ne kadar müziğin ağırlıklı olduğu bölümlerde seyirci "devam... devam.." diye içinden seslense de; bu işi bir konsere çevirmiyorlar.... Sözü iyi taşıyorlar, anlatımları iyi destekliyorlar. Hemen şu soru akla geliyor: Oyundaki bu ikili; oyucu müzisyen mi?, yalnızca müzisyen mi? Kostümler ve makyajlarıyla, sahnedeki gidip gelmeleriyle, müzikle birlikteliklerindeki hareketlerle her ne kadar oyuncu gibi görülseler de; buradaki denge; müzisyenlikten yana kullanılmış. Burada Mahir Günşiray'ın oyun içinde bu iki başarılı gence yol göstericiliği, onların oyundan düşmelerine izin vermemesi, başka bir deyişle; oynarken yönetmesi de etkili oluyor. Mahir Günşiray, "Yalnızlıklar" oyununda sahneyi bu iki genç müzisyenle paylaşmakla kalmıyor; onları seyirciye; oyununun tamamlayıcısı olarak da sevgiyle sunuyor. İşte bu çok güzel ve saygıya, övgüye değer. Burada bu iki genç müzisyeni: Kamucan Yalçın ve Güneş Özgeç'i kutluyorum.
Müziğin tümü üzerinde ne söylenebilir? Şu söylenebilir: "Yalnızlıklar" oyunu; bir müzikli oyun değil. Başka bir deyişle; bir müzikal değil... Bu nedenle bu oyunda kullanılan müzik öğesi; alışılagelmişin dışında bir olgu. Başlangıçta belirttiğim kulvarlardan biri. Kendi içinde bir bütün, ama oyunun tamamı dikkate alındığında işlev ve görevi çok farklı. Müzik; olması gerektiği kadar var, düşünüldüğü kadar var. Kimliğini öne çıkarma konusunda; yöreselliğin ne denli olması gerektiği tartışılabilir olsa da bu müzik; batılı bir müzik. Melodisi ve şarkısı kendi içinde var olan ve oyun sınırları içinde kalan bir müzik. Bu bir oyun müziği, bu bir tiyatro müziği... Bunun düşünülmüş olması, müzikte tercihin bu yöne kullanılmış olması; oyunun bütünü düşünüldüğünde çok doğru bir yaklaşım ve seçim olarak görmekteyiz. Bu konunun tam bir uzmanlık konusu olması nedeniyle; performans ve işlevsellik dışındaki değerlendirmeyi; bu konudaki işbilenlere bırakmak çok daha doğru olacaktır.
Sahne Tasarımı: Claude Leon
Salona adımımı ilk attığım an; sahne tasarımından çok etkilendim. Dağınıklığın kendi içinde uyumu ve bütünlüğü... Işıkla da ortaya çıkan bir estetik... Yaşantım boyunca bir kez de "Palto" oyununun dekorundan böylesine etkilenmiş, dahası oyuncular adına korkmuştum... Nurullah Tuncer'in bir tasarımıydı. Dahice bir çalışmaydı. Seyrettiğim tüm oyunlarda Nurullah Tuncer'in nasıl bir sahne tasarımı dahisi olduğunu gördükçe mutlu oldum. Bu günlerde de Barış Dinçel, bu genç sahne tasarımcısı bizleri büyülüyor... Dilerim bu başarılarını devam ettirir... Ülkemiz için çok önemli: Tasarım, düşünceyle var olan ve yaratıcılıkla ortaya konan bir olgu. Bu nedenle çok önemli... Tiyatronun hiçbir disiplini matematikle böylesine içli dışlı değil. Oyunun dekoru, Mahir Günşiray'ın bu dekoru ustaca kullanması çok etkileyici. Tek kişilik oyunda olması gerektiği kadar bir dekor... Ekonomik, oyunun amacına uygun. Bir de koy cebine dekoru; git, gidebildiğin yerde oyna... Sen dekoru düşünme! O seni düşünmüş çok önceden... Claude Leon'u kutluyorum. Dilerim; başka oyunlarda da yeni sahne tasarımlarıyla karşılaşırım...
Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz
Biz seyirciler için değerlendirmesi çok zor konulardan birisi de ışık tasarımı. Bir yandan teknik, diğer yandan; zamanla çok ciddi bir bağı var. Zamanın neresinde ne olacağını bilemediğimiz için, ayrıca yapımında teknik araç - gereç, donanımına gereksinim duyulduğu için; sağlıklı değerlendirme yapmak çok zor. Bir de oyunlar, başka tiyatroların salonlarında konuk olarak oynandığı zaman; biz seyircilerin kusur olarak gördüğümüz çok şeyin altından teknik olumsuzluklar ve yetersizlikler çıkıyor. Burada Yüksel Aymaz'a, özellikle salona girdiğim anda dekorun beni şaşırtmasında; biliyorum ki katkıları çok büyük ve bu nedenle teşekkür ediyorum.
Oyunun Yıldızlı Değerlendirmesi:
Oyunun Tümü: ....................................... * * * * J
Yazan: Hasan Ali Toptaş .................... Teşekkür
Yöneten: Celil Toksöz ......................... . * * * * J
Oynayan: Mahir Günşiray...................... * * * * *
Müzik Direktörü: Alper Maral.................. * * * * J
Klarnet: Kamucan Yalçın........................ * * * * J
Viyola: Güneş Özgeç.............................. * * * * J
Sahne Tasarımı: Claude Leon................. * * * * *
Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz...................Teşekkür
Yönetmen Yardımcısı: Senem Cevher.....Teşekkür
( * * * * * 5 yıldız: Tam değerlendirme, ( j ) Joker
Oyuna katkılarından dolayı; Işık Kumanda: Metin Çelebi, Prodüksiyon Yardımcısı: Erdal Köksaldı, Müzisyenlerin Kostümü: Burçak Ertem (Buka Butik), Afiş ve Broşür Tasarımı: Esen Karol ve o güzel fotoğraflar için Can Günşiray'a sonsuz teşekkür ederim.
Oyun Programı: www.tiyatrooyunevi.com sitesinde görülebilir.
Yalnızlıklar Oyunu'nu 26 Aralık 2006 tarihinde saat 20.30'da Moda/İstanbul Oyun Atölyesi Sahnesi'nde izledim.
Yorum Yaz
|
|||||||||
















