GÜNDEDÜN

İstanbul Oyunlarına Mektuplar

        

 

İstanbul, 23.10.1991

“BİR KADIN” oyununun eleştirisi:

Tek kişilik oyunların, seyircisi çok kişidir ama; onlar özel kişilerdir. Bir seyirci olarak bazen öyle izleriz ki o oyunları, sözcüklerle anlatılamaz. Çünkü, bu oyunlar; bir iç hesaplaşma, itiraf etme veya çok özel bir yaşamın en derinliklerine, gizlerine inmektir bizim için. Hemen belirtmeliyim ki seyirci için de, oyuncu için de zor oyunlardır. Sanırım bu oyunları yönetmekte, kolay olmasa...

Son iki yılda, başta “Aktör Kean, Meraklısı için.. ve Bir Kadın” oyunlarını seyretme mutluluğuna erdim. Her yıl için bir tek oyun sergilemek, Şehir Tiyatrolarımızın politikasıysa; bunun sürdürülmesini dilerim...

Onlar özel kişilerdir dedim, seyirciler için... Evet, Sait Faik’i bilmeden, yeterince tanımadan bu oyundan tad almak olası mı? Bir kent beyzadesi ya da bir bar enteli kadınla; dul olmanın tüm zorluklarını yaşayan bir hedef kitle bireyinin “Bir Kadın” oyunundan aynı tadı alması benzer midir? Hiç sanmıyorum..

Bizim, yerli oyunlarımızı seyrederken; işittiklerimizden daha çok gördüklerimiz bizi rahatsız eder. Konu özgün ve bizdendir, anlatım da Türkçedir. Atilla İlhan’ın çeviri şiir için bir sözünü anımsıyorum; “çeviri şiir, reçel kavanozunu dışardan yalamaya benzer...” diyor. İşte sorun burada başlıyor çeviri oyunlarında... Sanırım dil zorluklarından kimi zaman sözcükler sırıtıyor ya da; noktalama işaretleri, dil bilgisi kuralları önemsenmiyor. Bu çirkinlik, doğal ki tek kişiik oyunlarda daha çok kendini gösteriyor. Sonuçta; anlatımda söz ağırlığı ise, yeterince etkili olmuyor. Bir oyun nasıl sahneye konulur bilmiyorum ama; dilciler, bu işi iyi bilenler özellikle çeviri oyunlarında, sahneye konuluş anında yönetmene yardımcı olamazlar mı? İşte bunu bilmek istiyorum...

Bu oyunları yönetmenin zor olduğuna inanıyorum, adı üstünde” tek kişilik oyun” ve yönetmenin çabası; çalıştığı oyuncunun yetenek, bilgi ve becerisiyle doğru orantılı... Bu nedenle de hoşgörünün biraz bol olduğu bir seyirciliği de beraberinde getiriyor bizim için.

 

GENEL OLARAK OYUN

Bir İngiliz kadının yaşam sorgulamasını konu alan oyunun, bizi ne denli ilgilendirdiği ilk akla gelen soru... Sanırım biraz da bu oyun için kadın olmak gerekiyor. Geç kalmış özgürlüğün sınırlarının zorlanmasında; şarklı erkek kafasının altında, oyunu seyreden erkeklerden, konunun olur alması pek kolay değil. İşin gerçeği bu. Bizde de yok mu? Emeğini alıyoruz derken duygularını söküp aldığımız insanlar. Neden bu ülkenin orta yaş grubunun üstündeki insanları dangul-dungul ve bitik görünürler. Yıllar önce ağızlarına diktiğimiz fermuarları, kendiliğinden sökemezler?... Ne var ki bu konu, evrensel bir konu. Yine de; biliyoruz ki gönlümüzde yatırdığımızla, yatağa yatırdığımız aynı şey değil... İşte burada Shirley Valentine’nin yaşamını seyretmeye değer yapan nedir? Konunun evrenselliği... Onun dışında pek de ilginç olduğu söylenemez. Sıradan olmanın fevkaladeliği olsa olsa; öyküde değil, boyuttadır.

Bu oyunda en çok beni yoran; konunun sarmallığının, düz çizgiye dönüşmesi. Daha açık bir deyişle; düş ile anı, düş ile gerçeğin kesişme noktaları oldukça karışık. İşte bu saydıklarım, yeterince net verilemiyor. Belki de, seyirci olarak biz, sürekli konuşmanın temposunda; detayları iyi takip edemiyoruz. İtalya’da anılarını mı anlatıyor, anılarda İtalya’da mı?...

Oyunun birinci perdesinde, Shirley’in kostüm değiştirmek için perdenin kapanması; oyunun birinci perdesinin bittiği izlenimiyle seyircileri ayağa kaldırıyor. Bu sorun, bir önceki sahnedeki mutfak kostümünün pratik tasarımıyla çözülemez miydi?

İkinci perdedeki deniz kenarı sahnesinin; biraz daha cesur oynanması gerektiğine inanıyorum. Bu sahne; bikini mayo ile oynanabilecek bir sahne. Hemen aklıma gelen soru; İngiltere’de de bu sahnenin bizde olduğu gibi şort veya don benzeri bir alt giysi ile mi oynandığı... Bu nedenledir ki güneş yağı kullanma sahnesi ilginç görünse de; inandırıcı değil. Aynı biçimde gördüğüm “köpek kuyruk sallama sahnesi de doğrudan anlatıma geçmesinden dolayı (yere eğilmedeki kestirmecilik) ilginç ama, inandırıcı değil.

Yine tek kişilik oyunların zorlarından başlıcası; oyunun her an; bir panel, açık oturum, konferans ve dahası dedikodu anlatım biçimine dönüşebilme riskidir... Artı ve eksi puanların; yaşamak ve anlatmak arasında gidip geldiği bir ortamda biz seyirciler oyunları izleriz...

DEKOR

Dekoru, böyle bir oyun için yeterli bulduğumu ve ayrıca beğendiğimi söyleyebilirim. oturduğum yerden, dekorda sağlanmış olan sahne perspektifinin seyrine doyum olmuyor. Hemen burada belirtmek istediğim konu; modüller nitelikteki bu dekorun, tiyatro girişinde asılan fotoğraflardaki diziliş biçiminde olmayışı. Bu konu, dikkatli seyircilerin gözlerinden kaçmıyor. Ayrıca, öylesine güzel bir ev döşemesinde; tüm dekor içinde, sahne zemininin de kuru kalmasına seyirci olarak gönlümüz razı olmuyor. Renk uyumunun çok iyi olduğu bu dekorda; ocağın üstünde duran çaydanlık neden kırmızı? Arka zemin sarı olduğuna göre; kontrast rengi düşünülemez miydi?...

KOSTÜM

Kostümleri beğendiğimi söyleyebilirim. özellikle; Shirley’in günlük giysilerindeki uyuma hayran oldum... Bunun dışında dikkatimi çeken tek olumsuzluk; nazar boncuklu (mavi) tel bileziği ve birinci derecede taktığı iri saati. Özelikle bu saat çok parlama yaptı ve dikkat dağıttı. Saydığım bu iki şey ; aksesuar mıdır anlayamadım.. Sanırım bu tür (parlama-yansıma gibi) konular; sahnelerin ışık düzenleri ve teknik kapasiteleriyle ilgili olmalı. Kostüm değiştirmeyle ilgili gördüğüm perde kapanmasını, burada yeniliyorum... birşey yapılamaz mı?

SHIRLEY VALENTINE ROLÜNDE: AYŞE SARIKAYA

Tek kişilik bir oyunda oynamanın avantaj değil, aksine bir risk olduğu görüşündeyim. Zor bir iş. Bu nedenle; böyle bir rolü üstlendiği için Ayşe Sarıkaya’yı kutlarım.oyun temposu güzeldi. Sanırım makyajından olacak dört kez burnunun sağ üstünü, iki kez sol kirpiğini ve iki kez de sol kulağını kaşımak durumunda kaldı. Televizyon dizilerinde uzun süre aynı tipi canlandıran oyuncuların yine dezavantajları; sahnede de o tipin etkisinde kalmaları. Ayşe Sarıkaya’yı “Bizimkiler” dizisindeki anneden soyutlanmış görmek, beni mutlu etti. Başarılıydı sayın Ayşe Sarıkaya, ancak; çok başarılıydı diyemiyorum.


Oyunun tümü: ..........................................* * *
Yöneten: Çetin İPEKKAYA.........................* * *
Shirley: Ayşe SARIKAYA...........................* * *
Dekor: Aydoğmuş SOMER..........................* * * *
Kostüm: Aydoğmuş SOMER.......................* * * J

 

Tevfik YALÇIN



Henüz yorum yapan olmamış.

Yazdır Tavsiye Et
  Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
 
 
 
ÜYE & YAZAR GİRİŞİ
Üye Girişi
Yazar Girişi
 
ÜYELERİMİZDEN
 
 
DUYURULAR
İBB Şehir Tiyatroları’na TOBAV Tiyatro Çırakları Başarı Ödülleri’nde 5 Ödül
Soner Çakmak: Alacakaranlık Notları Resim Sergisi, 18 Mayıs - 1 Haziran düş yolcusu sanat durağı Sanat Galerisi
EKİP TİYATROSU MAYIS OYUNLAR
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
 
 
ANKET
 
yükleniyor...
anket sonucunu göster>>
 
E-Veri Bilişim Hizmetleri