GÜNDEDÜN
İstanbul Oyunlarına Mektuplar
İstanbul, 07.12.1994
“PALTO” oyununun eleştirisi:
Genel olarak:
İşte bir ekip başarısı ve “Tiyatro gibi Tiyatro….” Merhaba Başar Sabuncu, merhaba Nurullah Tuncer ve merhaba Türkan Kafadar ve merhaba bu oyunda rol alan tüm oyuncular…. Bu benim “Merhabam”; Bravo anlamında. BRAVOOO !.... “Palto”yu yaratanlara …
Kimse alınmasın, ama son yıllarda müzikli oyunlardan biraz sıkılır oldum. Neden derseniz; bu oyunlar operet mi? değil, opera hiç değil, bale hiç değil… Adı üstünde; “Müzikli Oyun”. Bu oyunların iyisi var, kötüsü var. Ticari amaçlı olanı var, oyunu kurtarmak için kurnaz tilki gibi müziğin kuyruğuna yapışanı var…
Biliyor musunuz; “Palto” oyununda hiç müzik yok ! Bu gerçeği oyundan çıkıp eve giderken Üsküdar – Kadıköy dolmuşunda fark ettim. Yani bir çıkıcı gam, bir “tınnnn!” sesi bile yok, ama oyun baştan sona “bir müzikal” tiyatro sanatı açısından.
Türk Sahne Tasarımcısının, Türk Giysi Tasarımcısının yaptığı çalışmalar ve uygulamaları açısından; çoktan Türkiye’yi aştıklarını gören ve tüm genel değerlendirmelerim içinde ilk sırayı aldıklarını bilen insanım. O, ne güzel dekor… Ben, oldum olası modern dekorlara pek sıcak bakmam. Biraz yoksul, derme çatma, biraz da parasızlık ürünü olarak görürüm… ama bu dekoru; ambalajla ve yurt dışına ihraç et. Ya da Mobilya Dekorasyon Fuarlarına katıl bu dekorla… Beni bağışlayın, elimde değil buradan dünyaya bağıracağım sesimin gittiği yere dek; “Heeyyyyyyy!.. Gelin de dekor görün!... Gelin de bir Anadolu insanının yaratıcılığını görün bir Rus Oyunu’nda… Heeeyyyyy!... Avrupalı zibidiler ! Bölgeselliği küresellik sananlar!... İçten pazarlıklı gizli milliyetçiler! Gelin de dekor nasıl olurmuş Görün! Yolunuz İstanbul’a düşerse; Palto oyununu bir görün!...”
“Aslolan Hayattır” oyununun eleştirisinde yazmıştım: Oyunların finalleri “GÜM’e gidiyor”, diye. Bu oyunda final; tam anlamıyla bir final. Söyledim ya; Palto oyunu, klasik tiyatroyu özleyenler için tam bir “TİYATRO gibi TİYATRO!..”.
Yönetmen Başar Sabuncu : Nasıl izledim seni 1991 yılından beri adım adım bilemezsin… Fırtına, Hüzünlü Bir Komedi, Sular Aydınlanıyordu… Yalnız “Hüzünlü Bir Komedi” oyununun eleştirisini yazmıştım. Nedendir bilmem; senden hep çok şey bekledim, tiyatro sanatı adına… “YOLCU” filminden ödül aldın. Çok sevindim, ama içten içe de kızdım sana…
Senin en çok sevdiğim yönün; oyunları yönetirken “risk”i çok sevmen… Sanatçı değil de mesleğin “askerlik” olsaydı; dünyanın en yaman “savaş pilotu” olurdun…
Akakiy’i oyunun başında; sırtı seyirciye dönük dakikalarca oynatmak büyük risk! O kahkaha sahnelerine inatla ısrar etmek büyük risk… Metin Çeliker’i, Akakiy’in ayaklarının dibinde secdeye yatırmak da öyle… Dansı, müziği es geçmek!... herkesin yapacağı iş değil… Yaratıcılık ve çağdaşlık adına saçmalıklara dalmamak ve oyunun o klasik dokusunu hiç bozmamak ve oyuna saygıyla yaklaşmak… Oyunun finalinde tüm oyuncuları don paça soymak!... İşte senin bu yönlerini çok seviyorum…
Ben, bir seyirciyim. Benim ki; gözümün gördüğü, kafamın erdiği, gönlümün övdüğü… Meslek adamları senin bu oyunun için ne derler, ne yazarlar bilemem, ama son günlerde seyrettiğim güzel oyunlar içinde “ÖDÜL” e en yakın oyun yönettiğin “PALTO” oyunu … Dileğim; bu güzel oyun, bir de ödülle taçlanır.
Senden bir isteğim var. Olsa da olur, olmasa da; oyunun bir yerinde bir “KAR” yağışı sahnesi… Düşünmüşsündür de, neden Müsahip Zade Celal Sahnesinde uygulatmadın? Ne bileyim en uygun sahne; Akakiy’in gömülmesindeki mezarlık sahnesi… Bu oyunun başladığı ikinci gece koştum seyretmeye ve kendimi tutamadım, o hafta sonu cumartesi günü; ikinci kez seyrettim. İlk seyrettiğim gece, oyundan çıkınca hoş bir sürprizle karşılaştık; “dışarıda kar yağıyordu…” Geleceğim… Oyunun Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde oynandığı günlerde yeniden seyretmek için, geleceğim. O geniş sahnede, nasıl bir güzellik yaşatacak bu oyun biz seyircilere; bunu görmek için geleceğim!...
Tüm kalbimle Başar Sabuncu’yu kutluyorum. Ve diyorum ki; BAŞAR!... Başar dostum; bu ülke insanının başarılara öyle gereksinimi var ki… Lütfen; başarın, başaralım, bu dünya ayaklarımızın önünde bir halı gibi serili önce sizleri bekliyor.
Sahne Tasarımı Nurullah Tuncer : Bir aylık oyun düzeninde “Palto, Aslolan Hayattır” oyunlarını görüyorum… Nazım’ı kim oynayacak? Palto’nun sahne tasarımını kim yapacak? “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” oyununu seyrettiğim gece bu iki soruma da yanıt alıyorum. Palto oyununun sahne tasarımı için, çok beğendiğim Sahne Tasarımcı’sı Atıl Yalkut; “Nurullah Tuncer, Palto oyunu için harika bir dekor yapıyor!...” diyor, sorumun yanıtına… Şaşırıyorum! Bir sahne tasarımcısı, diğer bir meslektaşı için ağız dolusu “…harika!…” sözcüğünü inanarak ve sevgi dolu söylüyor! Bu davranış beni öylesine mutlu ediyor ki… Artık bir şeylerin değiştiğine inanıyorum, ülkem adına…
Vişnevski’nin “Kamaşma” oyununu seyrediyorum. Oyunculardan birisi; şu bizim köy kahvelerinde kullanılan, arkalığı olan tahta sandalyeyi aldı ve sahnenin tam orta önüne koydu. “Olacak şey değil!...” diyorum içimden. Az daha yerimden kalkıp, o münasebetsiz sandalyeyi oradan alacaktım ki biraz sonra; sanki o sandalye ortadan kalktı, onun dev gölgesi karşı duvara yansıdı ve o çıplak duvara bir anda yaşam verdi. “Vay anasını…” dedim ve adamları kıskandım. Akakiy’in evindeki yatağın duvara vuran gölgesi… Çok güzeldi… Ve bana o tahta sandalyeyi çoktan unutturdu.
Oyundan sonra eve geldik; karım, bizim seksen metrekare fakirhaneyi; Palto oyunun gördüğü dekora göre yeniden düzenliyor… Ben de dinliyorum; “Çocukların yatak odası şuradan açılır-kapanır. Senin çalışma masan için şurası uygun. Burası mutfak için çok iyi, portmanto şuraya yerleşir (!)” “Olur mu yahu!... O bir dekor ! diyorum. Bıraksam hemen işe başlayacak… “Hem o dekorda her şey dışa kapanıyor içe açılıyor!...” Karım sonuçta bu gerçeği; canı sıkılarak kabul ediyor. Oyunda gördüğünün bir sahne tasarımı olduğunu ona anımsatmamdan hoşlanmıyor. Eee… ne de olsa karım da bizim “evlilik oyunumuzun” sahne tasarımcısı… Bu kez ben başlıyorum sessizce Palto oyununun dekorunu kendime uygulamaya, karıma hissettirmeden kafamın içinde… Ben, karım kadar çılgın değilim. Palto oyununun dekorunu; çalışma masası olarak düşünüyorum. Ancak Nurullah Tuncer’in dekoru gibi bir çalışma masasına sahip olursam; tüm dağınıklığımdan kurtulacağıma inanıyorum… İşte bu duyguyu seyircilere yaşatmak çok güzel!...
Biz seyirciler; sahne tasarımı işini son yıllara dek; marangozluk ve badanacılık arasında bir iş olarak görürdük. Bu işin; sanattan öte bilim olduğunu görmek; oyunlara bakışımızın ötesinde; bizlere, günlük yaşamımızda da bazı şeyleri yeniden düzenleme cesaretini kazandırdı. Açıkçası; biz seyircilerin, dekordan – sahne tasarımına geçmesi; Nurullah Tuncer gibi işini seven başarılı insanların bitmez tükenmez yoğun çabalarıyla sağlandı. Zaman denilen dördüncü boyutun bir altı olan; “üçüncü boyutu” yakalamamıza, anlamamıza ve kullanmamıza olanak sağladı. Günlük yaşamda; işin, ya da yeterince yontu izlemediği ve yapmadığı bir toplumda; bu işin önemi; sahne tasarımının önemi, öylesine büyük ki anlatamam!...
Nurullah Tuncer’den, bu izlediğin üçüncü sahne tasarımı. Fermanlı Deli Hazretleri oyununun sahne tasarımına : ***** J, vermiştim ve her eleştiri yazdığımda; Onun bir yıldızını çalmışım duygusuna kapılır ve bir sonraki oyunda karşılaşmak isterdim. Ayrangeven oyununda da : benden ***** (beş yıldız) aldı sahne tasarımından, o oyunun tüm olumsuzluklarına karşın… Yine de, Nurullah Tuncer’in bir yıldızını (*), içettiğim duygusunu içimden atamadım… Palto oyununun dekorunu gördükten sonra; artık bir başka oyunun sahne tasarımını da görmeliyim deme hakkını kendimde bulamıyorum ve tüm içtenliğimle; o bir (*) yıldız için Nurullah Tuncer’den özür diliyorum… Burada; ben, İstanbul Oyunlarına Mektuplar yazan seyirci Tevfik Yalçın olarak; bu ustanın önünde saygıyla eğilmeyi, onurlu bir görev olarak görüyorum…
Giysi Tasarımı Türkan Kafadar : Özenli, titiz ve oyuncuların rahatlıkla taşıdıkları kostümler. Akakiy’in yeni paltosunda düş kırıklığına uğramadık. Acaba, finaldeki o iç giysi kostümleri beyaz renk yerine “ten” rengi olabilir miydi? … Sanırım bu sahnede verilmek istenen çıplaklık değil soyunuk olmak. Bu nedenle, bu iç giysilerin beyaz olması kaçınılmaz oluyor.
Bu örnek ve titiz çalışmasından dolayı Türkan Kafadar’ı ve Yardımcısı Duygu Türkekul’u; tüm kalbimle kutluyorum…
Oynayanlar :
Bu oyunda beni en çok etkileyen yön; her konuda “ÖRNEK” diyebileceğimiz güzelliklerin birlikte olması. Sahne tasarımı, giysi tasarımı ve oyunculuk… Eğer, bir seyirci değil de profesyonel bir eleştirmen olsaydım, ya da tiyatro mesleğinin içinden gelseydim; her oyunun sonucunda yaptığım yıldızlı ve jokerli değerlendirmeye ek olarak, ÖRK (örnek) simgesiyle de değerlendirme yapardım. Ancak ben bir seyirciyim ve çizmeyi aşmamam gerektiğini iyi biliyorum. Yine de bu oyunu; tiyatroya gönül vermiş insanların, işi tiyatro olanların, tiyatro okullarında okuyan gençlerin; örnek oyun olarak “PALTO” oyununu birkaç kez seyretmelerini çok isterim.
Kavalov Atacan ARSEVEN : Çok başarılıydı, kutluyorum. Oyundaki rol gereği “sesini” usta bir virtüöz gibi kullanması, bunu yaparken de hiç abartmaması çok güzeldi. Oyunun ikinci bölümünde Dinçer Çekmez’in oyuna girmesiyle de bu oyundaki ağır yükü biraz olsun hafifledi. Yinelemekten zevk duyuyorum; Atacan Ataseven bu oyunda çok başarılıydı.
Nikolay G. Orhan HIZLI : En zor rollerden biri… Çok az repliği var. Özellikle oyunun başında Kavalov ile oynadığı sahnelerde sürekli dinlemesi gerekiyor… Duruşu, konuya yabancı oluşu gibi mizansenlerde çok başarılı. Ancak bazı sahnelerde daha net mimik ve baş hareketi olmalı mı? bilemiyorum… Başarılıydı, kutluyorum.
Zubov Salih SARIKAYA : Bu rol, Gvosdikov rolüyle her an çakışacak bir rol. Oyunu izledikten sonra uzun süre düşündüm ve çözmeye çalıştım; Salih Sarıkaya neden “ezber” oynamaya çalışıyor, diye?... Eğer bu oyun biçimini çok iyi kontrol ederse; oyuna bir denge getirir. Yoksa; oyunun büyükçe bir bölümü, Atacan Ataseven, Ersin Sanver ve Salih Sarıkaya arasında anlamsız bir yarışa ve oyuna gereksiz yere asılmaya neden olur ki bu durum en çok; Akakiy Sezai Altekin’e zarar verir. Salih Sarıkaya, bana göre başarılıydı, kutluyorum.
Akakiy Sezai ALTEKİN : Biliyor ki “Akakiy Rolü” önemli bir başrol. Daha fırtınalar estirmiyor ve oyunda bir şeylerin yerli yerine oturmasını bekliyor…Bu rol için Sezai Altekin en iyi seçim. İki gün arayla izlediğim Palto oyununda; ikinci izlediğimde, Sezai Altekin’i bazı şeyleri çözümlemiş olarak gördüm. Yalnız bir konu var ki yazmadan edemeyeceğim; Bu rol süresince Sezai Altekin’in vücudunu rahat kullanması için biraz beden hareketleri yapmalı… Dövüldükten sonra; yerden kalkarken, askerlerin ve diğer oyuncuların paltolarını finalde alırken bu hareketlerin kesin ve güçlü olması gerekiyor… Nasıl mı olacak? “Askerliğim” oyunundaki genç sanatçılar ve Mazlum Kiper’in her gün en az 50 şınav çekmeleri gerektiği gibi, oyundaki başarılarının sürekli olması için… Kısaca; oyunculuk performansı açısından Sezai Altekin’in vücudunu biraz çalıştırmasından yanayım ve ısrarlıyım…
Akakiy rolünde Sezai Altekin; usta oyunculuğu, başrol oyunculuk deneyimi ile, oyunun ruhunu okumadaki becerisiyle başarılı. Oyun biraz daha oturunca; Akakiy rolünün seyrine doyum olmayacak… Sonsuz teşekkürler bu güzellik için…
Meritzin Hakan Güner : Bazı roller öylesine benzer ki nasıl oynanır bilemiyorum… Kişiler birbirlerinden hiyerarşik konumlarıyla ayrılıyor. Hakan Güner’in bu rolde iyi bir tempo yakalamasına karşın; belirgin bir farklılık yaratamıyor, diğer rollerin arasına sıkışıp kalıyor.
Petroviç Haldun ERGÜVEN : Çok başarılıydı… Oyunun başrol objesi “palto” nun öneminin kavranmasında oynadığı rol çok önemli. Sanki bir kilit adam. Akakiy’in yeni paltosunu; sanki oracıkta, sahnede dikmiş duygusunu; içimizde duyuyoruz biz seyirciler… (Dilerim, bu yazdıklarımdan Türkan Kafadar, alınmaz.) Oyundan sonra; “Demek ki Çarlık Rusya’da terzi böyle oluyor…” demekten kendimi alamadım. Oyunun “Rus” kokan en iyi sahnelerinden birisi; terzi Petroviç sahneleri. Haldun Ergüven çok başarılıydı, kutluyorum.
Anna/Natalya Ayça TELIRMAK : Başarılıydı. Haldun Ergüven ile karşılıklı oynadığı sahneler çok önemli ve istenilen tempo yakalanamazsa; iki oyuncudan biri oyundan düşebilir. Sanırım “kadın” her ülkede, her çağda; kadın… istemesem de bu rolde bu gerçekle bir kez yeniden karşılaştım.
Olayev/Odacı Sükan KAHRAMAN : Eskici rolünde çok başarılı buldum. Odacı rolündeki yürüyüş biçimi; bana biraz abartılı ve itici geldi. Uyanık Rus odacısı gerçekten nasıl olur? Sükan Kahraman’ın elinden geleni yaptığına inanıyorum…
Gvosdikov Ersin SANVER : Kendine özgü bir rol anlayışıyla; ortak benzerliklerin hazırladığı tuzağa düşmedi. Başarılıydı, kutluyorum.
Birinci Hırsız/Rodin Dinçer ÇEKMEZ : Özellikle Rodin rolünde çok başarılıydı, kutluyorum. Burada yine bir örnek oyunculuk söz konusu… Oyunun ruhunun anlaşılmasında, oyunun finale doğru tırmanışında; Dinçer Çekmez’in oynadığı Rodin rolü çok önemliydi ve kendisi de bunu biliyordu. Teşekkürler Dinçer Çekmez.
İkinci Hırsız/Nahiye Komiseri Gökhan METE : Bir de davet gecesi “Garson” rolü var ki yazılması uygun görülmemiş. Hangi oyunda izlediysem; Gökhan Mete, tam bir görev adamı. Onun bu yönünü çok seviyorum. Aile Şerefi, Kadınlar da Savaşı Yitirdi oyunlarındaki başarılarını hiç unutmadım… Teşekkürler, Gökhan Mete… Her şey için teşekkürler!...
Üçüncü Hırsız/Semt Komiseri Metin ÇELİKER : Çok başarılıydı, kutluyorum. Gözlerine bakmak yetmiyor Metin Çeliker’i izlerken. Bir tek replik “… rezalet!...” ne güzel söyleyiş ve hiç unutulmayacak bir anı benim için… Metin Çeliker’in bundan sonraki oyunlarını özel olarak izleyeceğim, bu kısa rolde işin keyfine yeterince varamadım. Teşekkürler Metin Çeliker…
Bekçi Rollerinde Zeki YILDIRIM ve Selçuk SOĞULÇAY :İlk seyrettiğim gün; Başar Sabuncu’yu da sahnede görme olanağına kavuştum. Diyorum ki böyle bir rastlantı ah! Macit Koper için de olsa…
Oyunun oynandığı sahnenin biraz küçük olması nedeniyle bu roldeki sanatçıların zorlandığını gördüm. Özellikle; Metin Çeliker ile birlikte oynadıkları sahnelerde çok dikkatli olmaları gerekiyor…
Tanya/Hizmetçi rollerinde Süeda ÇİL : Tanya rolüne dikkat! Çok önemli bir rol… Oyun ilerledikçe Süeda Çil’in daha başarılı olacağına inanıyorum…
Sonuç :
Bu oyundaki “BAŞARI”; bizler için, en güzel SONUÇ ….
Yazan : Nikolay Gogol
Türkçesi : Cemal Süreyya
Oyunun Tümü : * * * * J
Yöneten Başar Sabuncu : * * * * *
Sahne Tasarımı Nurullah Tuncer : * * * * *
Giysi Tasarımı Türkan Kafadar : * * * * *
Kovalov Atacan Ataseven : * * * * *
Nikolov G. Orhan Hızlı : * * * * J
Zubov Salih Sarıkaya : * * * * J
Akakiy Sezai Altekin : * * * * *
Meritzin Hakan Güner : * * * *
Petroviç Haldun Ergüven : * * * * *
Anna/Natalya Ayça Telırmak : * * * * J
Olayev/Odacı Sükan Kahraman : * * * * J
Gvosdikov Ersin Sanver : * * * * J
1. Hırsız/Rodin Dinçer Çekmez : * * * * *
2. Hırsız/Nahiye Kom. Gökhan Mete : * * * * J
3. Hırsız/Semt Kom. Metin Çeliker : * * * * *
Birinci Bekçi Zeki Yıldırım : * * * *
İkinci Bekçi Selçuk Soğukçay : * * * *
Tanya/Hizmetçi Süeda Çil : * * * * J
Tevfik YALÇIN
Yorum Yaz
|
|||||||||





















