GÜNDEDÜN
İstanbul Oyunlarına Mektuplar
İstanbul, 03.10.1991
“MÜFETTİŞ” oyununun eleştirisi:
2 Ekim 1991 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde saat 20.30 da seyrettiğim “Müfettiş” oyununuzu; bir seyirci olarak eleştirirken, bu özgün görüşlerimi yalnız sizlerle paylaştığımın bilinmesini isterim.
Genel Olarak :
Müfettiş oyununda ilk çarpıcı unsur; oyunun yorum biçimi. İlk akla gelen soru da; bu oyun böyle mi oynanmalı? Yanıt çok açık: Neden olmasın. İkinci soru; Neden Gogol? Neden “müfettiş”, sırası mıydı? Bana göre; klasiklerin öncelik hakkı vardır, zamanı-yeri tartışılmamalıdır.
Bir seyirci olarak, yabancı oyunlarda beni sıkan konuların başında; oyunda yinelenmesi gereken, o ulusa özgü kent, yöre ve özel isimlerin söylenişindeki yanlışlıklar ve inandırıcı olmayışıdır. Özellikle Sovyet yazarlarının oyunlarında bu unsura bir seyirci olarak çok karşılaşmaktayım. Sahnedeki sanatçı “Anton Antonoviç” demesi gerekiyorsa; seyyar satıcı ağzıyla değil de; tüm inandırıcılığıyla bunu söylemelidir. Ben bu konuyu bu tür oyunlarda; sanatçı için ayrı bir diksiyon çalışması, üzerinde durulması gereken konu olarak görmekteyim. Müfettiş oyununda da çok olmamakla birlikte bazı sanatçıların bu konuda yeterli olmadığını söyleyebilirim.
Oyunlarda gerilim tablolarının çok ölçülü ve baskılı olmaması görüşünü savunurum. Yine oyunumuzda; Kahraman Ecehan’ı çifte ile ateş etme sahnesindeki espiri ne denli güzel olsa bile; tüfeğin patlayacağı haberinin seyirci üzerindeki baskısı uzun ve rahatsız edici. Bu tabloyu sevdiğimi söyleyemem.
Dekor, gerçekten övgüye değer. Özellikle otel odası ilginç ve başarılı. Oyunun dekorunu tümüyle beğenmeme karşın bir iki konuda görüşlerimi belirtmekte yarar görmekteyim.
Tavuklar : Yine Şehir Tiyatrolarının çok kıymetli bir yönetmeni; “sahnede işlevi ve fonksiyonu olmayan hiçbir araca yer vermem ve kullanmam...” (*) demişti. Bu değerli yönetmenin görüşüne bir seyirci olarak katılıyorum. Oyunu birlikte seyrettiğim eşime sordum; sahnede tavukları gördün mü? Verdiği yanıt; “ne tavuğu, bazı sesler duydum... Önce efekt sandım.. Yoksa orkestra mı yapıyor dedim... Önümdeki adamdan bir şey göremedim ki...” Yine, pano aynalar çok iyi düşünülmesine karşın, yansıma oyunlarına yer verilmediği için bu panoların ayna görünümü yerine; daha mat bir görünümünün olması gerektiğini düşünmekteyim. Aynadan söz açılmışken; yerde duran küçük sarı aynayı da bir seyirci olarak gereksiz gördüğümü söyleyebilirim. Dışa açılma sahnelerindeki pencere dekorları bilemiyorum; daha başka nasıl yapılabilir... Sanki biraz hafif kalmış, zorlanmış gibi...
Kostüm :
Bu oyundan yıllar sonra usumda kalan en önemli şeylerin başında; oyunun kostüm dizaynları olacaktır. Kim ne der bilemiyorum ama; ben çok sevdim. Öyle ki; Canan Göknil’i, soyut ağırlıklı bir oyunda yaratıcılığını görmeyi çok isterdim. Yaklaşımı çok ilginç. Bir seyirci olarak hep düşünmüşümdür; acaba Devlet Başkanının donu nasıldır? Ya şu kendini beğenmiş çarpık sanayicinin iç çamaşırları nasıldır? Başbakanla, ana muhalefet liderin donlarında bir benzerlik var mıdır? Bizler, ancak güzel kadınların bu konumunu düşünmeyiz... Haklıyız da; Hülya Avşar’ı kim giyinmiş düşünür, soyulmuşluğunun çarpıcı heyecanı yanında... Kostümlerdeki saydamlık... sevdiğim en önemli unsur oldu. Burada bir görüşümü belirtmek istiyorum: Sayın Canan Göknil’den, Müfettişin pelerininin içine uygun bir renkte astar yaptırmayı düşünür mü? Seyirci gözüyle “pelerin” hafif biraz da ucuz iş görünüyor.
Ustalar ve Çıraklar :
Bir seyirci olarak her oyunda ustaların yanında, çırakları; başka bir deyişle gençleri, meslek yaşamının başında olanları sahnede görmek onları perdenin ilk açılışıyla yakalamak en çok sevdiğim seyirci davranışlarındandır. Bana göre; ustasız ve çıraksız oyun olmaz. Bir de küçük rol diye biz seyircilerin tanımladığı roller vardır ki; zaman gelir koskoca bir oyuna yaşam verir, düşen tempoyu geri getirir ve dahası oyunu kurtarır. Ustalar vardır; yorgun, kendi başına; bir iyidir canı isterse, bir kötüdür, kayıtsızdır canı istemezse...
İsterseniz ustaları sona bırakıp, gençlerden söz edelim. (Hizmetçi rolünde) Nurdan Gür, çok başarılı ve yıldız dağıtmak gerekirse; 5 yıldız hakkı, kutlarım. Mariya Antonovna Hikmet Körmükçü; özellikle ikinci perdede çok başarılı. Yılların sanatçısı Suna Pekuysal’la ikili oyunlardaki performansı övünç verici. Osip (uşak) rolünde; Metin Çeliker, başarılı ve övgüye değer. (Garson rolünde) Ergün Işıldar, başarılı.
Ancak, rol dağıtımında ve tiplemelerde; M. Eğit. Md., Yargıç ve Düşkünler K. Md. rolleri için belirlenen oyuncuların yeterli olmadığı görüşündeyim.
İvan Kuzmiç (Posta Müdürü) Mehmet Çerezcioğlu’nun oyununda izlediğim ayak aksaması, üşüme, ya da topallık... İşte bunu anlamadım. Hangisiydi?
(Dobinçski rolünde) Sükan Kahraman ve (Bobçinski rolünde) Yavuz Şeker’in karşılıklı oyunlarında; elimde olmayarak biraz bizim gölge oyunu Karagöz-Hacivat ritmini andırıyor desem... Bilmiyorum, net değil... Bir de; acele konuşmak, çabuk konuşmak demek; sözcükleri ezmek, yuvarlamak, tükürmek demek midir? Bu ikili de; oyun süresince bu konudan rahatsız oldum.
Müfettiş, oyunun en önemli rollerinden birisi... Biz seyircilerin; kardeş gibi, ya da abla, ağabey veya baba, anne gibi kendine çok yakın hissettiği oyuncular vardır. Benim için Savaş Dinçel, arkadaş, bir dost gibidir... hiç elini sıkmamama, karşı karşıya gelmememe karşın, işin büyüsü de budur biz seyirciler için... Ne var ki üç oyunda da (Vişne Bahçesi, Meraklısı İçin...... Müfettiş) seyrettiğim Savaş Dinçel; yorgun, sanki isteksiz, şöyle geçerken tiyatroya uğramışta... (Hani as solistlerden olmayacak yerde şarkı isterler onlar da toplumun hatırını kırmaz) onun gibi... Yanılıyor muyum? Lütfen beni bağışlayın, bu çok önemli rolde; dinamik bir oyuncu görmek benim hakkım değil mi? Sayın Savaş Dinçel... başarılı, başarılı olmasına da; bilemiyorum, sanki bir şeyler aksıyor... Neden?
Anna Andreyvna rolünde, Suna Pekuysal’a gelince; bu roldeki kadın tiplemesinde, ben seyirci olarak; kocasını yöneten, akıllı, cin gibi ama soylu, becerikli, zamanlaması olağanüstü bir kişilik olması gerektiği düşüncesindeyim. Ne var ki; bazı tablolarda; şirret, bayağı (basit) biraz da Kasımpaşalı külhan tiplemesi buldum. Açıkçası; kostümleri görmezseniz, “LÜKÜS HAYAT” oyununda sanırsınız kendinizi... Biliyor musunuz politikacılar da “yüz eskimesi” denilen bir olay vardır. Hiç aklıma gelmezdi oyuncularda da bu olayın rollerine egemen olacağı... Bu satırları yazıp, yazmamak konusunda çok zorlandım. Ancak, görevimin seyirci olarak yazmayı gerektirdiği inancıyla oyunun sonunda; selam sahnesinde, sayın Suna Pekuysal’ın seyirci alkışlarının eşliğinde bireysel gösteriye dönüşen dans yapması, nasıl desem... En iyisi ben bir şey demeyeyim, lütfen siz bu konuyu çözün.
Kaymakam rolünde, Toron Karacaoğlu : Başarılıydı, diğer oyuncuların, temposuna ayak uydurmaları sonucunda çok daha güzel bir oyun izleme şansı olacak biz seyircilerin. Sayın Toron Karacaoğlu’nu bu rolü için kutlarım.
Yönetmen : Tüm buraya dek yazdıklarımda övgü ve diğer görüşlerden kendini bağımsız düşünemeyeceği için Sayın Işıl Kasapoğlu’na her şeyden önce “...... Ama ilgilenin. Tiyatro gerçekten ilgilenmeye değer.” Sözleri nedeniyle, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Bu sözler en az “Müfettiş” oyunu kadar beni mutlu etti. Sağol Sayın Kasapoğlu. Bilmiyorum, sizler de olmasanız cefakar seyirciler nasıl iyi ile kötüyü ayırır, kafatasımızın içinde bir çöp pirzola değil de bir beyin olduğunu fark ederdik. Yeniden teşekkürler...
Oyunun hedef kitle seyircisi :
Bu oyunu, İstanbul’un “Ha ha ... Hi hi...” cili seyircileri sever mi bilmiyorum. Bana göre Gogol seyretmek bir öz bilgi ve ekinç birikimine bağlı. Ancak, bu oyun turneler yapılmalı, gençlik kesimine özel organizasyonlarla ulaşılmalı ve biraz seyirciyi ayağına değil de, oyun seyirciye gitmeli... Tanıtımına özel önem verilmeli. Televizyon programları yapılmalı görüşündeyim.
Yıldızlı değerlendirme :
Seyirci olarak izin verirseniz, işin benim açımdan en keyifli yönüne geçmek istiyorum. Sen kimsin diyenler olabilir... Ben; sizlerin, seyircisiyim. Değerlendirmemi sevmeyebilirsiniz ama Amerikalının dediği gibi “her başarı ödülü hak eder...” İşte, değerlendirme...
Yıldızlı Değerlendirme........ : (* * * * * * en çok. J, Joker)
Oyunun tümü.................... : * * * * (Yıldızlar toplamının oyuncu sayısına bölümüyle yıldız = 3.6086)
Yöneten Işıl Kasapoğlu...... : * * * *
Dekor Atıl Yalkut ...............: * * * * *
Kostüm Canan Göknil........ : * * * * *
Müzik Esin Engin.............. : * * *
Koreografi Selçuk Borak..... : * * * *
Repetetitör Semra Şatıroğlu : * * *
Anton Antonoviç (Kaymakam) Toron Karacaoğlu : * * * * *
Anna Andreyvna (karısı) Suna Pekuysal ............: * * *
Mariya Antonova (kızı) Hikmet Körmükçü ..........: * * * * *
Luka Lukiç (Eğt. Md.) Ersun Kazançel.............. : * * *
Ammos Liapkin (Yargıç) Kahraman Ecehan....... : * *
Artemi F. (Düş. Evi Md.) İskender Bağcılar......... : * *
Dobçinski Sükan Kahraman.............................. : * *
Bobçinski Yavuz Şeker..................................... : * * *
Hılestekov (Müfettiş) Savaş Dinçel..................... : * * * J
Osip (uşağı) Metin Çeliker................................. : * * * * *
Tüccarlar Tümü ................................................: * * *
(Kekeme)........................................................ : * * * *
Memurlar Tümü................................................ : * * *
Eşleri Tümü...................................................... : * *
Hizmetçi NurdanGür.......................................... : * * * * *
Garson Ergün Işıldar ..........................................: * * * * J
Biz tiyatro seyircilerinin, içinde bakır tel döşeli olsaydı; bunların hiçbirine gerek kalmazdı. Basardık düğmesine, çekerdik fişten, iş sonuçlanırdı. Ancak, o zaman da alkışlar böyle hoş gelmezdi kulağa, çünkü; et, ete değil; demir, demire vurarak ses verirdi.
Tevfik YALÇIN
(*) Oben Güney (1937 - 1993)
Yorum Yaz
|
|||||||||



















