GÜNDEDÜN

İstanbul Oyunlarına Mektuplar

        

  

 

İstanbul, 31.10.1992

“KONTRABAS” oyununun eleştirisi:

“Kontrabas” oyununun, geçen sezon ilk kez bir gazete haberinde görmüştüm! Görmüştüm diyorum; Metin Belgin’in kontrabasa sarılmış, siyah-beyaz fotoğrafı beni büyülemişti. Gazete haberiyle ilgili anımsadığım da; tek kişilik bir oyun olduğuydu.
Yine bir kış günü, tüm çabalarıma karşın oyunu izleyemedim. Korkunç hava koşulları ve grip tüm tiyatro sevgimi insafsızca ezip geçmişti ve ben; hasta yatağımda cebimdeki biletle başbaşa kalmıştım bir suçlu gibi... Olmadı işte... Seyredemedim!... Sonra oyunun afişteki adresini kaybettim. Nasıl üzüldüm anlatamam... Tek kişilik oyunların; sanki biraz benim için sahneye konduğunu düşünürüm hep... Çok severim tek kişilik oyunları... Ustalık ister; oynayan için, sevgi ister; seyreden için... Bu yılın oyun düzeni içinde “Kontrabas” oyununu yeniden görünce çok sevindim!...

Genel Olarak :

“Sayın Yönetici,

AKM Konser salonunda katıldığım (Kontrabas Enstrümanının Tarihi Gelişimi ve Orkestra İçindeki Yeri) adlı panelde konuşmacının kılık kıyafetini hiç uygun bulmadım. Açıkçası yadırgadım. Ayrıca, konuşmacının bu sazı yeterince tanıdığı da su götürür... Biz dinleyicilere panel sonunda söz hakkı tanımaması da asla hoşgörülecek bir davranış değil...

Durum, yüksek bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla,
İMZA”

Bu türde bir eleştiri; “Kontrabas” oyununun sonucunu anlatmada ilginç bir yaklaşım olabilir ancak, yeterli olmaz. Bir seyirci olarak ilk kez, seyrettiğim oyunda sonucun; olumlu-olumsuz belirmesinden daha çok, sonucu oluşturan nedenler beni düşünmeye yöneltti.

Seyirci olarak “Tiyatro” yu çok sevmenin en önemli nedenlerinden birisi de; bu işin, bir organizasyon olmasındandır. Tanımlamak gerekirse; “İnsanların tek başına yapamadıkları işleri; birlikte ve birarada...” diye devam eder organizasyon tanımı. Tiyatroda bizi güzele, başarıya ulaştıran “ben” ler değil; “biz” lerdir. Bana göre bu işi yaparken “yetenek” ve “bilgi” bireysel artılarımızdır. Önemli olan; bizim yüz metreyi dokuz onda dokuzda koşmamız değil; bizlerin, dört çarpı yüz metreyi; takım olarak en az zaman diliminde koşmamızdır. Bu yarışta bir de dünya rekoruna ulaşılırsa; işte; başarı, doyum ve kazanç budur.Yaşadığımız ortamda, yapılan işler vardır; tüm bilgi ve becerimize karşın o işi kendi üstümüzde uygulayamayız. Örneğin; cerrahların kendilerini kesip biçmeleri doğru karşılanamaz. Yine işler vardır; sizin için kurumsallığın tüm boyutları açık olduğu gibi bu işi uygulamanız konusunda da; hiçbir kısıtlayıcı koşul geçerli değildir. Örneğin; dünyanın en iyi aşçısı olarak çok ilginç bir yemek türünü geliştirip, pişirir ve sonra da; afiyetle yersiniz. Hiçbir sakıncası yoktur.

Bir heykeltraşın kendi heykelini yapmasında en büyük güçlük; ne çamuru bulmakta, ne mermeri yontmakta ne de; tunç dökmektedir. Güç olan; kendi heykelinde, kendisinin modeli olamamasındadır. İşte bu nedenle yontu sanatçılarının kendi yontuları ya hiç yoktur, ya da ortaya çıkan yapıtların sanat şahaseri sayılma şansları; “sıfırdır”. Bu tek kişilik “Kontrabas” oyununda; Metin Belgin’in oyunun yönetmenliğini de üstlenmesini; kendi yontusunu yapan yontucuya benzetmek, büyük bir haksızlık olarak sayılmamalıdır. Karşımızdaki oyun “çok kişili” bir oyun olsaydı ve yine Metin Belgin bu oyunda en uzun rolü üstlenseydi; yönetmen olarak yine de oyunu dışarıdan görmek gibi bir şansı olabilirdi. Oyunda gördüğüm en büyük aksaklık; Metin Belgin’in oyuncuğu ve yönetmenliği birlikte yüklenmesi ve yapısında güçlük olan bu oyunda; Metin Belgin’in oyunu değil de; oyunun Metin Belgin’i yönettiğidir. Burada, Metin Belgin’in böyle güç bir işi yüklenmesinden dolayı; en azından bir kahraman olarak, zafer madalyasını hak ettiğini düşünenlere yanıtım ise; “Tiyatro bir savaş oyunu değildir! Savaş hiç değildir!...” olacaktır.

Oyuncu olarak Metin Belgin; sanırım bu role en uygun sanatçı olarak, doğru bir seçimdir. Bir an bu rolü istemediğini varsaysak da; bu rolü oynaması için yaşadığımız dünyanın tüm ikna edici araçlarını sonuna dek O’na karşı kullanmak istememiz, asla bir baskı olarak görülmemelidir.

Kontrabas ile sahnede fiziksel bütünleşmesinin görsel parlaklığının yarattığı büyü; bildiğimiz anlamda oyunun yönetilmesinden dolayı; sahnede uçuşan ilk sözcükle yok olmaktadır. Oyunda öyle anlar vardrı ki; bu fiziksel bütünleşmenin sonucunda kontrabas; oyunculuk gücüyle Metin Belgin’i aşmaktadır. Eğer bu bilinçli olarak ortaya çıkarılmak istenen bir olguysa; bu noktada da oyun; tek kişilik oyundan, çok kişilik oyuna yumuşak bir geçiş yapmaktadır. Bunun övgüye değer bulunup bulunmadığını soranlara verilecek yanıt; bir araç olan konrtabasın, amaç olarak oyunda yeri olmadığıdır. Bu konudaki doğru görüşümüzün kanıtı ise; final sonucu selam sahnesinde kontrabasın da selama çıkarılmasıdır...

Alt yapısı müzik olan bir oyunda; müzik zamanlamasının çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Özellikle ilk sahnedeki müziğin tonunun yüksek olması; Metin Belgin için bir olumsuzluk olduğunu söyleyebilirim.

Dekor :

Dekor için seçilen ve sağlanan renk birliğini beğendiğimi söyleyebilirim. Burada hemen belirtmeliyim ki; ön panolarda bulunan iki yırtık deliğin, yama ile kapatılması bir çözüm olamaz. Bu, dekoratif bir öğe olarak da görülemez. Sanırım oyunun ilk gecesinde; hiçbir dekor sanatçısı, o panoların; bu durumuyla seyircinin önüne çıkmasını istemezdi. Öyleyse ilk geceden bu yana ne değişti? Bu davranışı doğru bulmadığımı ve biraz da saygı ölçüsü ile ölçtüğümü belirtmek isterim. Dekor tasarımındaki üçgen prizma oluşumu başlangıçta çok ilginç gelmesine karşın; oyun geliştikçe kısıtlayıcı fonksiyonunun, Metin Belgin’in ustalığıyla aşıldığını söyleyebilirim. Burada güzel olan; sahne perspektifindeki akıllı yaklaşım ve aksesuarların yükselti olarak doğru sıralanışı... Özellikle, oyun başlamadan önceki dörtgen dış cephe görünümünün, daha sonra üçgen prizmatik iç mekana dönüşmesi olağanüstü güzeldi...

Kostüm :

Kostümlerin; oyun dekoru içinde işlevlerini iyi yaptıkları ve inandırıcılığı övgüye değer... Bir tek olumsuzluk; Metin Belgin’in neden smokin takımlarını giymeden önce de, siyah pantolon giymesinin istendiğidir. Başka bir deyişle; çıkardığı da siyah pantolon, giydiği de siyah pnatolon. Buradaki olumsuz yaklaşımım yalnız “siyah” renk konusundadır.
 

Sonuç :

Bu tür oyunların zorluğu; eşleştiğiniz araca hakim olmak ve ondan ses çıkarmaktır. Metin Belgin, kontrabastan o sesleri çıkarmaktaki başarısıyla çok güzel bir örnek oluşturdu. Biz bu sahnelerde; “Mozart” oynayıp, piyanonun “do” tuşuna basamayanları, ünlü bir tenoru oynayıp bir “çıkıcı gam” yapamayanları da seyrettik... Demek ki oluyormuş. Bu oyunda sonuç ne olursa olsun; Metin Belgin, bir kontrabas sanatçısıydı. Bu nedenle kutluyor, sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Enstrüman olarak kontrabasın aynı yerde çakılı kalması; oyunun tempo düşüklüğünün en büyük nedeniydi. Özellikle bir kadın gibi sevişme sahnesinde; kontrabası yere yatıramaz mıydı? Kontrabastan bir tel kopma sahnesi yaşayamaz mıydık? Sanırım buradaki temel zorluk; sahnedeki kontrabasın gerçek bir enstrüman olmasından kaynaklanıyor. Bu oyun için özel yapılmış bir aksesuar olsaydı; Metin Belgin çok daha tempolu ve kısıtlanmadan oynardı diyorum...

Sanatçıyı, bu oyunda yorgun değil ama oyundan biraz soğumuş gördüm. Özellikle, az da olsa; dil sürçmeleri, bazı sözcüklerin anımsanmasındaki gecikme, oynanan sahnelerde tempoyu bilerek yükseltme ve konsantrasyon değişikliği, bende bu kanıyı yarattı. Kontrabasla ilgili sözler ne denli inandırıcı ise; toplumsal içerikli sözler, meslek intiharı diyebileceğimiz iç hesaplaşma ve değerlendirme sözcükleri; biz seyircilere yeterli etkinlikte ve anlaşılırlıkta ulaşmadı.


İlginç bir konu, iyi bir oyuncu, iyi bir dekor... Kötü olan ne?

Bizlere, “buyrun sahneye ! Kendi yaşamınızı oynayın!...” deseler; ilk sorumuz “Bu bir tiyator mu?” olmalıdır. “EVET” yanıtını alırsak; “Lütfen bir yönetmen!...” diye o sahneyi çınlatmalı ve kendiliğimizden ne bir mimik, ne bir jest ve ne de bir sözcük söylememeliyiz... Evet, bu bizim özgün yaşamımız olsa bile...

Oyunun yıldızlı değerlendirmesi : * * * * * tam yıldız (J) Joker

Oyunun Tümü.............. : * * * J

Yöneten Metin Belgin... : * *
Dekor Ethem Özbora.... : * * * *
Kostüm Serpil Tezcan... : * * * *
Oynayan Metin Belgin ...: * * * J

 

TEVFİK YALÇIN

 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KONTRABAS (*)

Tellerin titreşimi sonucu ses üreten her çalgı “kordoton” türü içinde yer alır. Bu türün “Yaylı Çalıgılar” olarak dört önemli üyesi vardır; Keman, Viyola, Viyolonsel ve Kontrabas. Koyu renkli kalın tonu müzik yapıtına perspektif kazandırır. Yapısı bakımından bazı ayrıntıları eski bir yaylı çalgı olan “Viyalo da gambadan almıştır”. Orkestradaki en önemli görevi müziğin temelini oluşturmaktır. Caz topluluklarında ise, ritmi belirler ve yürütür.

Kontrabas’ ın geçmişi 16. yüz yıla kadar dayanmaktadır. 1539’da Venedik’ te bir Madrigal’ de çeşitli boyda ve ses tonlarında karşımıza çıkmıştır. Ganassi (1542) ve Otiz (1553) bu çalgıya önem veren ilk solistler olmuşlardır. Kontrabas’ ın bir solo enstrüman olarak çalındığı ilk konser 1742’ de Frankfurt’ ta Johann Wenzel Stamitz tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha sonraki yıllarda Kontrabas’la mükemmel bütünleşen Dragonetti; senfonilerinde olağan üstü Kontrabas pasajlarına yer veren Beethoven ve Brams bu alanda virtüözler devrinin başlamasında büyük etken olmuşlardır. Beethoven, 5. senfonisinin “scherzo” bölümünde Kontrabas için çalınması oldukça zor pasajlara yer vermiş, 8. senfonisinde bu çalgının mizah gücünden yararlanmış, 9. senfonisinin finalinde ise heyecan verici bir müzik bestelemiştir. J. M. Sperger’ in onsekiz Kontrabas konçertosu vardır. J. Haydn birçok senfonik eserinde bu çalgıtı ilgi çekici bir biçimde kullanmış; Mahler ise 4. senfonisinde solo bölüm yazmıştır. Mozart, “Per questa bella Mano” adlı eseri ile Kontrabas virtüözitesi alanında büyük bir adım atmıştır. 19. yüz yılda G. Bottesini, E. Madenski ve S. Kaussevitsky başarılarıyla dönemlerine imzalarını atarken; günümüzde de Ludwig Streicher Kontrabas’ ın en büyük temsilcisi olma ünvanını korumaktadır.

 

Kerim Soysal

 

(*) İstanbul Devlet Tiyatroları 1991 -1992 Sezonu KONTRABAS oyununun kitapçığından alınmıştır. Teşekkürlerimizle...

     Tevfik YALÇIN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Henüz yorum yapan olmamış.

Yazdır Tavsiye Et
  Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
 
 
 
ÜYE & YAZAR GİRİŞİ
Üye Girişi
Yazar Girişi
 
ÜYELERİMİZDEN
 
 
DUYURULAR
İBB Şehir Tiyatroları’na TOBAV Tiyatro Çırakları Başarı Ödülleri’nde 5 Ödül
Soner Çakmak: Alacakaranlık Notları Resim Sergisi, 18 Mayıs - 1 Haziran düş yolcusu sanat durağı Sanat Galerisi
EKİP TİYATROSU MAYIS OYUNLAR
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
 
 
ANKET
 
yükleniyor...
anket sonucunu göster>>
 
E-Veri Bilişim Hizmetleri