GÜNDEDÜN
İstanbul Oyunlarına Mektuplar
İstanbul, 03.11.1991
“AFİFE JALE” oyununun eleştirisi:
Ben bir tiyatro seyircisiyim. Sizlerin, çalışmalarınızda “Hedef Kitle” olarak nitelediğiniz; o bölüm içinde bir bireyim. Ancak bu işe tutkun, tiyatroyu çok seven, tiyatro meslek adamları kadar, seyircinin de sorumluluk duygusu içinde olmasına inanan bir seyirciyim. Kısaca ben; sizlerin o, cefakar seyircinizim.
1990 yılında ilk kez; bilgisayarımın başına geçip, Devlet Opera ve Balesinin bir sezonu; sayısal analizlere de dayanan bir yöntemle seyirci olarak eleştirdim. Yine bu yıl; İstanbul Şehir Tiyatrolarında seyrettiğim; Vanya Dayı, Müfettiş, Fermanlı Deli Hazretleri, İlk Gençliğim, Bir Kadın, Ödüller Kimin?, Aile Şerefi oyunlarını seyredip; eleştirilerimi yazıp gönderdim. Ancak, bu eleştirileri muhatabım olan Halkla İlişkiler Bölümlerine, oyunların yönetmenlerine ve bilgi için de tiyatro müdürlüğüne gönderip, bunun dışında başta basın olmak üzere hiçbir kurum, kişi ve kuruluşla paylaşmadım, tartışmadım. Neden derseniz? İşin büyüsü de bu, benim açımdan. Salt seyirci olmak, seyirci kalmak...
Bu kısa açıklamadan sonra; Şehir Tiyatrolarından seyrettiğim İlk Gençliğim oyununun eleştirisinde yazdığım son satırları burada sizlere aktarıp; Afife Jale’ye geçmek istiyorum:
Biz tiyatro seyircilerinin, içinde bakır tel döşeli olsaydı; bunların hiçbirine gerek kalmazdı. Basardık düğmesine, çekerdik fişten, iş sonuçlanırdı. Ancak o zaman da alkışlar böyle hoş gelmezdi kulağa… Çünkü; et, ete değil, demir demire vurarak ses verirdi…
Diyorum ki siz tiyatro sanatçıları olmasaydı; kim verirdi bize insanın o doğallığı ile bilgiyi, erdem ve duyguyu? İşte; yapay zeka ürünleri, metalik coşkular, medya parlaklığı… İyi giyimli kumarbaz tavrıyla ortaya atılan hileli, soyut düşesler. Zarı atan da onlar, kazanan da onlar… Bizler ise; yeşil çuhaların üstündeki, yanık sigara izleri…
Genel Olarak “Afife Jale” Oyunu :
Oyunu ilk kez afişte gördüğüm zaman, kendime sordum; kim di bu Afife Jale? …. Bir kadın, güzel bir kadın. Tiyatrocu. İlk kez sahneye çıkan bir Türk kadını. Yaşamının son yılları biraz mutsuz geçmiş, alkol tutkunu olmuş, yakınları tarafından biraz dışlanmış, itilmiş bir kadın… Tüm anımsadığım bunlardı… İlk olmanın biraz zafer madalyası parlaklığı, biraz da kaderin kötü oyunu…
Biz seyircilerin kötü bir koşullanmışlığı vardır. Bu biraz, boyalı basının, biraz da “Yeşilçam” denilen olgunun, beyinlerimizde oluşturduğu tümördür… İnanırız ki sanatçıların bir eli yağda, bir eli balda. Erkekler; en güzel kadınlara, kadınlar da en yakışıklı erkeklere sahip olurlar... O sahne ışıkları, alkışlar; biz seyircilerin yaşam için düşlediklerini, onların önlerine bir ipek Hereke halısı gibi sürer… Malın iyisini hep onlar götürür… Sonları felaket de olsa; ne yapalım deriz, hiç değilse krallar gibi yaşadı…
Bu yaklaşım doğru olmasa da, geçersiz değildir. İşte bu duygular içinde Afife Jale oyununa gittiğimde; beni ilk şaşırtan, oyuncu kadrosunun ve karakter çokluğunun bir tiyatro oyunundan çok, bir sinema filmine uygun olduğunun şaşkınlığı oldu… Oyunun temposu, trafik, tablo sayısı… Bunlar nasıl çözümlenecekti?... Tüm bunlar, koltuğuma oturduğum an; beni tedirgin etti. En önemlisi nasıl bir yorum getirilecekti?...
Tüm ön yargılarım, oyun ilerledikçe bir bir uçup gitti. Öylesine değişik bir yorumla karşı karşıyaydım ki bu zafer madalyası parlaklığının yanında, öteki yüzünde kaderin oyununun arkasında; düşünce savaşçısı, ilk olmanın tüm zorluklarını bilinçle göğüsleyen ve bunun bedelini de yaşamının her döneminde çok ağır ödeyen, rastlantıların yeri olmayan, ülkenin Kurtuluş Savaşını yaşadığı dönemlerde; tiyatrodaki kadın sanatçıların da, Kurtuluş Savaşının baş komutanlığını yapan; toplumu yargılayıp, bunun getirdiği kolaycılığın tuzağına düşmeyen, yalnız tiyatroda Türk kadını değil; Türk toplumunda, Türk kadınının gerçek yerini alması için de savaş veren bir Afife Jale idi sahnede gördüğüm… Çok mutlu oldum. Çok sevindim. Sayın Kenan Işık, biz seyircilerin göz bağlarını çözdü ve beyinlerimizdeki o koşullanmanın verdiği tümörlere neşter attı… İşte bu farklı yorum ki oyunu seyretmeye değer kılıyor ilk başta… Tüm teşekkürlerimi sunuyorum…
Afife Jale, oynayanlar için de, seyredenler için de; zor bir oyun. Riskli bir proje. Ancak iş birliği ve bu oyunu oynayan sanatçılardaki “bu bir rol değil, içimizden birisi, bir öncünün haklı insanlık mücadelesi, mesleğimize olan saygının ve tüm yaşantımızda önemli bir anın yaşanması ve meslek onuru için başarı…" Yaklaşımı, tüm bu zorlukları ve riski ortadan kaldırıyor ve oyunu; ödüllere götüren yolda, en üste çıkarıyor. Bu duyguyu içinde bulan, bir çok karakteri birden üstlenen tüm oyuncu kadrosunu, en içten duygularımla kutluyorum. İnanıyorum ki verilmek istenen farklı yorumun başarısında; bu söylediğim sihirli elin payı en az yönetmen kadar büyük ve övgüye değer...
Yine burada, oyunun ışık düzenini ve zamanlamasını; sağlıklı temponun sürmesi ve tablo geçişlerinin aksamamasında en büyük etkenlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Biz seyircilerin en çok sıkıntı çektiğimiz konuların başında ve genellikle tüm oyunlarda; ışık en büyük sorun ve hemen arkasından, müzik ve danslar gelmektedir. Burada Sayın Yakup Çartık ve ekibini candan kutluyorum. Hemen ekliyorum; onlar bu oyunun görünmez orkestra şefleri…
Yine bu oyunda Afife Jale’nin kaderini belirleyen çok önemli dört karakter var. Bu rolleri oynayan oyuncuların başarıları; verilmesi istenen mesajın iletilmesinde çok önemli. Bunlar :
1- Hidayet (Babası)
2- Dedesi Doktor Sait Paşa
3- Ahmet Cemil
4- Doktor Suat
Bu karakterler, Afife Jale’nin yaşamını yönlendirmesi açısından çok önemli. Bu rolleri oynayan sanatçılar için belki sahne görevleri açısından karakterler, birer rol sayılsa da; seyirci açısından ve oyunun bütünlüğü ve iletilmesi istenen mesaj açısından çok önemli olduğu unutulmamalıdır. Gördüğüm kadarıyla bu gizli düşünce birliği ve iş birliği açısından bu karakterleri canlandıran oyuncular iyi seçilmiş ve oldukça başarılılar. Kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Oyunun aksayan en önemli yönlerinden biri, azınlık şivelerinin (ermeni ağzıyla Türkçe söyleyişlerin) yeterince akıcı, dahası inandırıcı olmadığı. Biliyorum, kolay bir iş değil… Ancak oyunun bu yönü; zaman kesitini vermesi açısından çok önemli. Belki de bu oyunda kötü olan tek yön bu… Yine de ben, oyun ilerledikçe bu konunun düzeleceğine inanıyorum…
Birinci perdenin kapanışı biraz zayıf. Sanki yanlış yerde kapanıyormuş gibi geliyor bana. Bir de çok hızlı çekildiği için, seyirci olarak benim seyrettiğim oyunda alkış veremedik. Dileğim; tablo değiştirilemezse; perdenin ağır çekilmesi ve salon ışıklarının biraz erken yakılması…
Orkestra çukuru diye adlandıracağım ön giriş-çıkış bölümü çok iyi düşünülmüş. Burada tüm sanatçılara iletmek istediğim konu; o alanın da sahne olduğu, bir çıkış kapısı olmadığı. Oyuncunun fesinin ucunun ya da başının, tepesinin göründüğü andan itibaren tabloya giriliyor ve rol başlıyor. Burada bel plan diyebileceğimiz tanımlamayla da çok güzel mizansenler verilebilir. Ayrıca iniş çıkışların yumuşak olması gerekli. Başka bir deyişle; merdiven eğiminin dik olması nedeniyle; giriş çıkışlar için ayak alıştırması yapılmalı. Tökezlenmeler oldu, olabilir de. Bu boşluğu çok iyi kullanan oyunculara gelince; Tuğrul Çetiner (özellikle; Burhanettin Tepsi rolünde), Mahir Günşıray, Cemal Ünlü, Rüçhan Çalışkur ve tımarhane doktoru rolünde Muammer Esi olarak sayabilirim.
Zaptiyelerin, tiyatro salonunu basmaları tablolarında kapı zorlanması (seyirci salonunun dışından vurmalar) aşırı ve rahatsız edici. Başka bir deyişle ürkütücü. Eğer bu işin kararı iyi belirlenirse, saydığım sakıncalar ortadan kalkabilir.
Müzik: Güzel. Ancak Burhanettin Tepsi’nin ev ziyareti sahnesinde “… bu müziğe rakı ister” repliğinden sonraki bölümden sonra, biraz fazla uzun.
Dekor, bu oyun için ideal ve çok iyi işleyen bir dekor. Orhan Alpaslan’ı kutluyorum. Bir dileğim; küçük bir kanepe, bazı sahneler için düşünülemez mi? Nasıl olsa sandalye kullanılıyor. Özellikle doktor ve Afife Jale’nin ilk buluşmalarında…
Kostümler, bu oyun için yeterli. Oyuncuların çoğu bütünleşmiş. Askeri giysiler de zamanla yeni dikilmişliğini kaybedip, daha inandırıcı olacaktır.
Afife Jale’nin gençliği (genç kızlığa geçişi) genç bir oyuncuya oynatılabilir mi diye kendime çok sordum. Ne var ki oyunun bütünü düşünüldüğünde; bu duygumu yendim ve bu isteğimi klasik seyirci davranışı olarak gördüm. Böylesi çok daha iyi.
Bir seyirci olarak, oyunların çoğunda ilginç “selam” sahneleri ile karşılaşırız. Zorlamalar mı istersiniz, saçmalıklar mı, dahası işi yağmalamaya dek götürenlere rastlarız… Afife Jale oyununu selam sahnesi; haklı ve yerinde olarak tam bir toplumsal saygıya dönüştürülmüş. Açıkçası; final, kendiliğinden işi, oraya götürüyor. Sanki, ikinci bir oyun seyrediyormuş gibi oluyor insan. Bu benzetmeyi kullanmak istemiyorum ama; oyunun sonunda bir Jandark çıkıyor ve doğal olarak da bu saygıyı hak ediyor. Çok etkileyici ve çok anlamlı. Bu saygı gösterisine biz seyirciler de oturduğumuz yerden katılıyoruz, severek ve inanarak. Yine burada; selam sahnesinin bir vedalaşmanın dışında; iyi oynanması gereken bir rol ve bireysel oyuncu sorumluluğu olduğunu anımsatmak isterim. Kısaca bu sahnede görev; herkesin… Lütfen bu güzelliği bozmayın!...
Oyuncular :
Afife Jale rolünde Arsen Gürzap : Çok başarılı. Kutluyorum ve seyirci olarak şu yazdıklarımın iletilmesini diliyorum: Yaşamım boyunca çok az ağlayan bir insanım. Sevinçten olsun, acıdan olsun… Çocuklarımın doğumunda ağladım; sevinçten, babamın ölümünde ağladım; acıdan… İnanın ilk kez bir oyunda; yanımda eşim olduğu halde ağladım. Bir ara az daha kendimi tutamayıp, hıçkırıyordum… Antik çağda olsaydık; iki damla göz yaşımı küçük cam şişeye koyup, sayın Arsen Gürzap’a gönderirdim hiç utanmadan… Bu sezon birçok oyun seyrettim. Afife Jale oyunu, tüm seyrettiklerim içinde övgüyü en çok hak eden oldu. İnanıyorum ki ödüllere koşacak, bu tempo ve sanat düzeyini, işbirliğini sürdürürse… Ne var ki ben şimdiden iki damla göz yaşımı bu oyunun ödülü olarak size sunuyor ve anılarınızın seyirci köşesinde; Afife Jale adına hepimiz için kabulünü diliyorum...
Gazeteci rolünde Ali Düşenkalkar : Salonda bizden biriydi. İstese bu oyunun tüm başarısını kendi adına yazdırabilir, kendine mal edebilirdi. Bunu yapmadı. Öykünün tümünde payına düşen gerek seyirci davranışıyla, gerekse oyuncu olarak sorumluluğu paylaştı… Kutluyorum.
Ahmet Cemil rolünde Taner Birsel : Başarılıydı. Ağır, önemli bir rolü olmasına karşın; bunu seyirci karşısında avantaj olarak kullanmadı. Sanırım sahnede neyi ne kadar başardığını bilenlerin başındaydı. Kutlarım.
Tiyatro Yöneticisi rolünde Cemal Ünlü : Bu rolün önemi yeterince ortaya çıkarılamadı. Karakter tam belli değil.
Merkez Memuru rolünde Selçuk Kıpçak : Önemli bir rol. Birinci perde üzerine kapanıyor. Sertlik, zorba tiplemelerinde acele etmemesi gerekiyor. Tavırları kadar sözlerinin, bu rolde çok önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü bir düşünce sisteminin somut temsilcisini oynuyor.
Hidayet, Burhanettin Tepsi rolünde Tuğrul Çetiner : Çok önemli rollerden biri. İki ayrı karakter. Kötü ve iyi. Zor iş. Oyunun dönemeci Hidayet’e bağlı. Dayak sahnesinde kontrollü oynaması gerekli. Afife Jale’den tepki alamazsa; her an bu rol komediye dönüşür. Riskli bir rol. Başarılıydı, kutluyorum.
Burhanettin Tepsi rolünde; karakteri çok güzel verdi. Rahatlığı ve inandırıcılığı bu güzelliğin en önemli unsurlarıydı.
Dr. Sait Paşa, Tımarhane Doktoru rolünde Muammer Esi : Ustalığını gösterdi. Başarılıydı, kutluyorum. O küçücük doktor rolü; gençlerin bu rolden çok şey öğreneceklerini sanıyorum.
Methiye rolünde Semra Savaş : Birinci perdede yeterince iyi olduğunu söyleyemem. Bu perde için genç görünümünü biraz yaşlıya dönüştürmesi gerekiyor. İkinci perde için; çok iyi olduğunu söylüyor ve kutluyorum. Birinci perdede biraz daha anne olmalı…
Ziya rolünde Metin Belgin : Önemli rollerden bir tanesi. Bazı sahneleri üniformanın etkisinde kalmadan oynaması gerekiyor. Sevgili rolünü silik oynuyor. Bana göre çaresiz sevgili oynamalı diyorum.
Dr. Suat rolünde Mahir Günşıray : Sevecen doktor rolüyle başarılı. Ancak, kötü doktor tiplemesinde; seyirci olarak olayın böyle geliştiğine pek inanasımız gelmiyor.
Selahattin Pınar rolünde Payidar Tüfekçioğlu : Başarılı, kutluyorum.
Tüm diğer oyuncular hakkında da görüşlerimi yazmayı çok isterdim. Ancak, şimdiden 6. sayfadayım. Oyunlara seyirci yaklaşımıyla yaptığım eleştirilerin sonunda; yıldızlı değerlendirmede görüşlerimi belirteceğim.
Bu yazımı; kitaplığımda bulunan “Cumhuriyet Döneminde Olaylarda ve Mesleklerde Basınımızda Yer Alan İLK KADINLAR” kitabının 104. sayfasında yer alan “İLK KADIN OYUNCU” alıntısı ile bitiriyor ve “Fırtına” oyunun eleştirisinde buluşmayı umuyor, sonsuz teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.
“SANATÇININ KADERİ- Türk tiyatrosunun ilk kadın oyuncusu Afife’nin cenazesi yazık ki dört kişi tarafından kaldırıldı. Bu dört kişinin ikisi, vefakar Said Köknar ile o sırada henüz küçük bir çocuk olan oğlu Ergun Köknar’dı. Yanlarında, sonra Ergun’a hamilik edecek Behzat Butak’da vardı. Tevekkeli sahne hayatı nankördür, dememişler… İşte İspatı…
Kaynak : Hayat : 04.11.1976
Yıldızlı değerlendirme: * * * * * tam, (J) Joker
Oyunun tümü: * * * *
Yöneten Kenan Işık : * * * * *
Dekor Orhan Alpaslan: * * * * J
Kostüm Serpil Tezcan: * * * *
Afife Jale Arsen Gürzap : * * * * *
Gazeteci Ali Düşenkalkar : * * * *
Ahmet Cemil Taner Birsel : * * * *
Kınar, Taziyeci Kadın Rüçhan Çalışkur : * * * J
Anais, Behire Gamze Yapar : * * *
Tiyatro Yöneticisi Cemal Ünlü : * * J
Merkez Memuru Selçuk Kıpçak : * * * J
Hidayet, B. Tepsi Tuğrul Çetiner : * * * * J
Dr. Sait Paşa, T. Doktoru Muammer Esi : * * * * J
Methiye Semra Savaş : * * * *
Behiye Seval Gökçe : * * *
Salah, Aktör Selen Şenbay : * * *
Ziya Metin Belgin : * * * J
Sofi, Taziyeci kadın Elvan Mirasoğlu : * * *
Kalfa Kadın, katip, zaptiye Oktay Korunan : * * * J
Hala, Rum kadın, Şaziye, Beyza Merih Avkıran : * * * *
Darülbedai İ. Hy. Bşk. Ertekin Etakan : * * *
Vali Fuat, aktör Cem Kurdoğlu : * * *
Tahsin Bey Turgut Savaş : * * *
Dr. Suat Mahir Günşıray : * * * J
Seniye, Refika Özden Çiftçi : * * *
Selahattin Pınar Payidar Tüfekçioğlu : * * * * J
Küçük Sait Memet İnceoğlu :
Teşekkürler
Fotoğrafçı Gökhan Avkıran : * *
Hemşire Sitare Tuna : *
Delikanlı Cenk Sözeri : * * J
Zaptiyeler (Tümü) : * * * J
Kara çarşaflı kadınlar : * * *
Tevfik YALÇIN
![]()
Yıllar Sonra Afife Jale: Oyunun yazarı Nezihe Araz'ı 25 Temmuz 2009 Tarihinde kaybettik. 28 Temmuz Salı günü Kenter Tiyatrosunda bir tören yapıldı ve Yapılan törenin ardından; Nezihe Araz'ın cenazesi Levent Camii'nde kılınan öğle namazının ardından Yeniköy Mezarlığına defn edildi. Nezihe Araz için yapılan bu töreni ve devamını Tenise Yalçın fotoğrafladı ve haber yaptı, sitemiz evetbenim.com anasayfa manşetten yayımladık. Herkes gibi ben de haberi okuduktan sonra on sekiz yıl önce yazdığım Afife Jale Oyununun eleştirisini yeniden okudum; hüzünlü ve içim burularak.... Oyunu seyrettiğim o günü yeniden anımsadım...
Bir düşüm var: Yazdığım oyun elştirilerini kitap yapmak. Zor iş ama bu bir düş. Ben yapamasam da çocuklarım bu isteğimi yerine getirirler umudumdayım. Bunun için kitabın "Sunuş" bölümünü yine yıllar önce yazdım ve hiç değiştirmedim. Değişmeyecek de... İşte bu sunuş yazısını yıllardır neden bu sayfaya koymadığımı düşündüm ve bugün doğru zaman olduğuna karar verdim. Yine "GÜNDEDÜN" sözcüğünü 2007 yılında Türk Dil Kurumu'na "nostalji" sözcüğü yerine önerdim ve bugün Türkçe Sözlükte yerini aldı.
nostalji Fr. nostalgie
a. (l ince okunur) Geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi, geçmişseverlik, gündedün: “Geçmişi özlemle, nostalji ile ananı ise nedense daha bir doğal karşılarlar.” -H. Taner.
Güncel Türkçe Sözlük
gündedün
a. (günde'dün) Nostalji.
Güncel Türkçe Sözlük
Yine tüm yazdığım eleştirilerde çocuk oyunculara yıldızlı puan vermeyip; yalnızca teşekkür ettim ve bir kez bir oyuncuya (*) bir yıldız verdim. Bu da Afife Jale Oyununda "Hemşire Sitare Tuna" oldu. Oyunun yönetmeni Kenan Işık'ın bir gün beni telefonla aramasında bu oyuncuyu sordum. Bana; "Oyuncu olmadığını, gerçek bir hemşire olduğunu" söyledi. Burada Sitare Tuna'nın beni affetmesini diliyor, esenlik ve sevgilerimi sunuyor, böylesine bir oyuna gerçek katkılarından dolayı; biraz geç de olsa teşekkür ediyorum... Şimdi GÜNDEDÜN İstanbul Oyunlarına Mektuplar kitabımın "Sunuş" yazısını sizlerle paylaşıyorum:
GÜNDEDÜN
İstanbul Oyunlarına Mektuplar
Sunuş
Genç yönetmen salonda yerini almış, oyunun provasını başlatmak üzereydi. Oyuncular sahnede, yönetmenin “Haydi başlayalım!..” demesini bekliyorlardı.
Prova ışıklarının altında, kadın oyuncu yanındaki erkek arkadaşına yaklaştı ve usulca kulağına;
“Ayakta duracak halim yok… Öylesine hastayım ki.. Sahne ayaklarımın altından sürekli kayıyor..” dedi.
Erkek oyuncu:
“İstersen rapor al. Bu durumda oynayamazsın.”
Kadın oyuncu:
"Rapor almak sorun değil.” dedi ve salona oturmuş, son hazırlıklarını yapan genç yönetmeni göstererek; “Şu genç adamın çırpınışlarını görmesem, verdiği uğraşı anlamasam, coşkusu beni sarmasa.. Hemen iniverirdim sahneden! İnan çok hastayım..”
Gerçekten çok hastaydı. Bunun böyle olduğu daha sonra anlaşıldı. Tüm gücünü kullandı, provalarını aksatmadı, uluorta yakınmadan, beyninin dört bir yanını saran acıları hiç kimseye sezdirmeden afişteki yerini aldı. Oyun çok iyi gidiyordu ama onun sağlığı çok kötüydü.. Artık dayanacak gücü kalmamış, kendi sağlığının sorumluluğu onun denetiminden çıkmış, doktorların yönlendirmesine kalmıştı. Hastalığa konulan tanıyı kendisinden başka herkes biliyordu. Onun bildiği dayanılmaz baş ağrıları ve sağlığına kavuşması için yurt dışına gitmesinin söylendiğiydi.
Çalıştığı kurum, onu yurtdışına gönderdi, iyileşmesi için.. Yinede aklı yarıda bıraktığı oyunda ve o çok sevdiği rolündeydi. Tüm çabalara karşın iyileşemedi. Provada erkek arkadaşına hasta olduğunu söylediği zaman; Onun beyninde tümör vardı ve çoktan dönülmez yola girmiş ve yaşam perdesi kapanmak üzereydi..
İki ay sonra o perde yurtdışında tüm alkışlardan, sahne ışıklarından uzakta, sessizce kapandı. Oyun; Afife Jale, Yönetmen Kenan Işık, kadın oyuncu Semra Savaş’tı. İlk kez bu oyunda seyrettim kendisini. Seyirci koltuğumda oyunu izlerken; o, beynindeki tümörün tüm acımasızlığıyla savaşıyordu; Bizlere, seyircilerine ulaşmak için.
“GÜNDEDÜN-İstanbul Oyunlarına Mektuplar” Semra Savaş’a ve onun gibi tiyatroyu her şeyin üstünde tutanlara sunulmuştur. Bugünün seyircileri bizler; onları sürgit saygıyla anımsayacağız. Gelecek kuşakların da bu yiğit sanatçıları anımsamaları en büyük dileğimizdir.
Tüm gökyüzü sahnesindeki tiyatroculara sonsuz teşekkürler…
Tevfik YALÇIN
Yorum Yaz
|
|||||||||























