GÜNDEDÜN

İstanbul Oyunlarına Mektuplar

        

 

İstanbul, 07.12.1991

“ÇİÇEK SEPETLİ KIZ” oyununun eleştirisi:

Genel olarak:

Kendime sürekli sormuşumdur; VAN GOGH kendini neden öldürdü? Yazılanlar, açıklamalar ne söylerse söylesin, benim yanıtım; sanatını yok edemediği için, kendini yok ettiğidir. Ekim ayında İstanbul’da “EKSPERYONİZM ve SONRASI” adlı bir sergi gezmiş ve oradan, neredeyse bir aylık ev kirası fiyatına serginin katalogunu almıştım. İncelediğimde gördüm ki; sergide yapıtları bulunan Ernst Ludwig KIRCHNER (1918), Wilhelm LEMBRUCK (1919), Jules PASCIN (1930) yıllarında intihar ederek yaşamlarına son vermişler. Neden mi böyle ölümlü bir başlangıç yaptım? Oyunda gördüğüm Ado tiplemesi, ilk andan başlamak üzere bende bu çağrışımları yaptı. Elimde olmayarak gerçek sanatla, yok olma ilişkisini aradım. PICASSO’nun çok sevdiğim bir sözü vardır; “insan, yaşamında sil baştan yapma fırsatını bir-iki kez ele geçirir...” anlamında söylenmiş bir söz.... Ne mutlu bunu yakalayanlara... İşte o an; birçok şeyi değiştiriyor. Bir ekol, biçim, yeni dünya görüşüne çırılçıplak sahipleniyorsunuz. Belki de ADO’nun, eline geçirdiği sil baştan fırsatını iyi kullanamamış olması beni böyle biraz hırçın düşünmeye yöneltti... Sanat bir gereksinim oldukça ve bir menkul değer gibi yatırım aracı görüldükçe; bu işlere kıyısından köşesinden bulaşanlarla, gerçek sahipleri arasındaki fark öylesine açılıyor ki bir bakıyorsunuz; sanatçı bildiğiniz o adam, güney sahillerimizde bir barın arkasından size içkinizi uzatırken “merhaba, beni tanıdınız mı?” diyor... Ya da; bir moda evinin kapısından çıkarken; ben bu yüzü bir yerden tanıyorum ama, nereden diye? Kendinize günlerce soruyorsunuz... Belki de toplumda bu kadar ADO’ların çoğalmasının nedeni; istenilenle, yapılması gerekeni tam ayıramayışımız gösterilebilir... İşte bu nedenle; FA’nın”...yaşadığımız günlerin, geleceğimiz olduğunu; çok geç anladık!” sözleri, yalın kılıç gibi umutlarımızın üstüne yürüyor, bizi iç hesaplaşmaya götürüyor. Eğer, oyunda “...sen değilsin, bu heykelleri sen yapmadın, sen hiç sergi açmadın...” kopuk, yok edici bölüler olmasaydı; sanırım öykünün sağlamlığını asla tartışmazdım. Bana göre bu bölüm, yapıtı oldukça hafifletiyor. Yıldırım Keskin buna neden gerek duymuş anlayamadım.

Oyunun önemli mesajlarından biri de; yaşadığımız toplumda, bizi “ADO”laştırmak isteyenlere.. örgün eğitimin yeterince gelişmediği, fonksiyonel iş bölümünün tam uygulanmadığı toplumda; şu anda yaşı altmışın üstündeki sanatçılarımızın özgeçmişlerini biraz incelersek” çoğunun yapmadığı iş kalmamıştır. Fabrika katipliğinden tutun da, fasulye tüccarlığına dek... Çocuk, bale yapmak ister; hemen bir ses yükselir “bizim ailemizde dansöz yok!” Harçlığından biriktirir tuval yapmak için bez alır, artanını annesine verir, ikinci tuvali yapmak istediğinde; annesine verdiği bez, karşısına; dikilmiş don olarak çıkar... Yazma uğraşı verir, çizme uğraşı verir; sağdan soldan sesler yükselir, “ne o, senin adam daha bir işe girmedi mi? Olmaz ki canım... kırkından sonra saz çalınmaz ki...” Hele tiyatro sanatında karşımıza çıkanlar; adam doğuştan ağız özürlüdür... “fö...fö...” diye konuşur, karşınıza özel tiyatro patronu diye çıkar ve toplumun yeterince kendini anlamadığından yakınır... Yıllarca içki masalarına şarkı söyler, utanmadan adamı karşınıza DEVLET SANATÇISI olarak çıkarırlar... Ne denir; yeteneksizliğin, cehaletin, para ile fuhuş yaptığı toplumda; böylesine ADO’ların çok olmasına şaşmamak gerek, işte bu gerçekleri bulduğum için, ben bu oyunu çok sevdim, seyrederken beyin damarlarımın açıldığını hissettim.

Yine yaşantımda ilk kez böyle küçük bir salonda oyun izledim. Bu iş nasıl olacak diye önceleri bayağı merak ettim. İlk sahnelerde kendimi oyunun bir parçası, sanki bir görevli gibi gördüm. Ha!.. Şimdi benden bir yardım isteyecekler, bir şey vermem, uzatmam gerekecek dedim... ne var ki; salon yetersizliğinin, tiyatro yapmak için bir engel olmadığını bu oyunda görmek; beni çok mutlu etti. Sanırım eğitim kurumlarının yöneticileri, bu oyunu seyrederlerse; onlar için altın değerinde bir deney ve çıkış yolu olur. Tiyatro yapmak için hiç de öyle anlı şanlı salonlara gerek olmadığını görürler. Burada; Devlet Tiyatrolarında oynayan “FIRTINA” oyununun sahne olanaklarını; ÇİÇEK SEPETLİ KIZ oyunun sahne olanaklarıyla karşılaştırılmasını çok isterim... Ancak, bu oyunun sergileneceği sahnenin bu olmadığını burada söylemek zorundayım. Dileğim; bu oyunun diğer sahnelere de taşınması... Biz tek kişilik oyunlara koca salonları açtığımız düşünürsek; oyun büyük, sahne çok küçük.   

 

DEKOR:

Açıkçası, hiç de böyle klasik bir dekor beklemiyordum bu küçük sahnede; bir iki parça şeyle iş çözümlenmiş sanıyordum. İlk şaşkınlığım burada oldu. Gerçekten, oyunun konusuna uygun çok akıllı bir dekor yaratılmış. Kutluyorum. Sanırım bu oyunda kulis sıfır veya sıfır noktasına yakın olmalı. Bu düşünülünce; oyunun trafiği çok iyi akıyor. Olumsuz görünen yerler ise: üst kata çıkan merdivenin, dikey yerine; yatay (yandan çıkılır) yapılması düşünülemez miydi? Belki döner merdiven... Özellikle ZE’nin sahnelerinde, rol gereği de olsa merdiven çıkmalardaki sıkıntı ve rahatsızlık; merdivenin doğasında var. Bir de; dekor dikdörtgen planlı olduğu için, sol uç sırada oturan seyirciler; yatak ve diğer detayları tam göremiyorlar. Dikdörtgen plan yerine; sahnenin derinliğine doğru açı yaparak daralan bir plan düşünülse, saydığım bu sakıncalar ortadan kalkar mıydı? Yine de böylesine küçük bir alanda kolaycılığa kaçmadan; iyi, işler bir dekor yaratan Feyza Zeybek’i kutluyorum.

Kostüm konusunda bir tek olumsuz görüşüm: ZE’nin giysisinin bayan barmen giysisinden daha çok; gece elbisesi görünümünde olması. Sırta verilen açıklık, göğüslerde olmalıydı gibi geliyor...

 

OYUNCULAR:

FA rolünde Tomris İncer:  Başarılıydı, kutluyorum. Oyunda, dar alanda hareket yaratmanın zorluğu düşünüldüğünde; tekerlekli sandalye ile bütünleşmesi, rahat kullanması ve ikili sahnelerdeki inandırıcılığı; övgüye değer. Ayrıca, bir seyirci olarak çok önem verdiğim “sanatçıda diksiyon” işte o berrak ses tonu ve örnek diksiyonu için ayrıca kutluyorum.

ADO rolünde Mehmet Gürhan: Başarılıydı, kutluyorum. Tiplemesinden öylesine etkilendim ki, yazının giriş bölümünde elimde olmayarak ilk kez bir oyun eleştirisinde böylesine hesaplaşmaya girdim. Söylediğim gibi; sanatçıların seslerini bir usta orkestra şefi gibi kullanmaları, oynadıkları karakterin yapısına uygun olarak biçimlendirmeleri; seyirci olarak üzerinde önemle durduğum bir konu. Oyun arasındaki dinlencede duyduğum o güçü sesi, tiplemesine uydurmasındaki başarıdan dolayı; Mehmet Gürhan’ı yeniden kutluyorum. Bu oyunda FA ve ADO güzel bir ikili yaratıyorlar avuç içi kadar sahnede...

ZE rolünde Vildan Türkbaş: Sahne çok küçük, iki kadın oyuncudan biri sakat ve bel plan oynuyor.Demek ki fizik yarışması yok. Öyleyse neden bu rolde boylu postlu bir oyuncuda ısrar edilmiş? Aynı olayı; şampiyonlar oyununda, Tom rolünde Mustafa ALABORA’da gördüm. İki metreye yakın boyuyla tam bir alkoliği oynaması gerekiyor. Yere yıkıldığında sahneyi kaplıyor. Yalpalasa; bir adımda sahne bitiyor. Düşüyor, neredeyse üç metrelik merdiveni bir yuvarlanmada aşıyor. O güzelim alkolik rolü; hastalıklı rolü olarak harcanıp gidiyor. Sanırım bu aksaklık; rol dağılımını yapanların yanlışı... Bu rolde Vildan Türkbaş ne yapsa sıradan oluyor, inandırıcı olmuyor.

 

Yıldızlı Değerlendirme : ( * * * * *  tam yıldız  ( J )   Joker )

Oyunun tümü : ......................................      : * * * *

Yöneten : ....................... Erol KESKİN         : * * * *

Dekor : ........................... Feyza ZEYBEK     : * * * *  J

Kostüm : .........................Feyza ZEYBEK      : * * * *

FA : ............................... Tomris İNCER        : * * * * *

ADO : ............................Mehmet GÜRHAN    : * * * * *

ZE : .................................Vildan TÜRKBAŞ   : * * *

 

(Oyunu 5 Aralık 1991 tarihinde Harbiye Cep Tiyatrosu'nda seyrettim.)

 
TevfikYALÇIN



Henüz yorum yapan olmamış.

Yazdır Tavsiye Et
  Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
 
 
 
ÜYE & YAZAR GİRİŞİ
Üye Girişi
Yazar Girişi
 
ÜYELERİMİZDEN
 
 
DUYURULAR
İBB Şehir Tiyatroları’na TOBAV Tiyatro Çırakları Başarı Ödülleri’nde 5 Ödül
Soner Çakmak: Alacakaranlık Notları Resim Sergisi, 18 Mayıs - 1 Haziran düş yolcusu sanat durağı Sanat Galerisi
EKİP TİYATROSU MAYIS OYUNLAR
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
 
 
ANKET
 
yükleniyor...
anket sonucunu göster>>
 
E-Veri Bilişim Hizmetleri