GÜNDEDÜN
İstanbul Oyunlarına Mektuplar
İstanbul, 15.10.1991
“FERMANLI DELİ HAZRETLERİ” oyununun eleştirisi:
Bir seyirci davranışı olarak; yerli oyunlarımıza gerek yönetim, gerekse dekor, kostüm ve diğer teknik özellikleri açısından birçok kuşkudan uzak olarak yaklaşırız. Kısacası; “rahatızdır” seyrederken... Nedeni; tüm güzelliklerin özgün olduğuna inanırız. Ancak yabancı oyunlarda; bu rahatlığı kolayca yakalamak çok zordur bizler için. Bizi ne denli aldattıklarını kestiremeyiz. Bu niçin böyledir bilemeyiz... Sanırım çok sesli bir tiyatro seyirciliğimizin olmayışı, yurtdışında özellikle bizde yinelenen yabancı oyunları orijinal olarak seyretmeyişimiz ve henüz bu olanaklara sahip olmayışımız; gerekçe olarak gösterilebilir.
Bu günlerde milletvekili seçileri nedeniyle İstanbul, sanki naylon poşete sarılmış gibi. Söze dayalı seçim propagandacılığı; bayram yeri çığırtkanlığından da beter. Biz, seyirci olarak; seçim 1 gün, sanat; ömür boyu diyor ne bunca har-gür içinde tiyatrolara koşuyoruz.
Genel olarak “Fermanlı Deli Hazretleri” oyunu:
Bu oyuna beni çeken, temel unsurların başında; yıllar sonra sayın Feridun Karakaya’yı yeniden sahnelerde görme mutluluğu ve çoğu kez miras olarak reddettiğimiz Osmanlının bir kesitini, ilginç dekor ve kostümlerle görmekti. Oyunu seyrederken üç aşağı beş yukarı aradığımı buldum. Oyunun temposu güzel. Tiplemeler uygun. Oyunun başlangıcında; sahneye giriş ilginç ve şaşırtıcı. Bu yaklaşım özel bir tat veriyor. İnsana ve siz de sanatçıları peşine takılıp sahneye çıkıyorsunuz sanki... Ayrı ayrı düşünülürse; dekor ve kostüm başarılı. Müzik, yeterli; bazı aksamalara karşın. Tüm bu konulara bir seyirci olarak ayrı başlıklarda yeniden döneceğim. Yalnız temel, bir iki konuyu burada eleştirmek istiyorum.
1- Musa Efendi rolünde Feridun Karakaya’nın hareketliliğini; oyunun temposu açısından çok gerekli görüyorum. Ancak özellikle ikinci perdedeki iple sahneye gelmeler bana göre gereksiz. Neden derseniz bu durumda; biraz “Tarzan Üsküdar’da” oluyor. Ayrıca kostümü nedeniyle mi bilemiyorum?.. biraz da “SİMBAD” havası taşıyor. Verilmek istenilen yorum bu ise... sanırım söylenecek birşey yok.
Oyunda çok büyük bir tuzak var. Sayın Feridun Karakaya’nın seyirciyi eline alıp (seyirciye yönelik diyaloglarda) oyunu götürmesi sonucunda oluşturulan güzel temponun; Feridun Karakaya’nın olmadığı tablolarda da nasıl sağlanacağı oldukça düşündürücü. Bakıyorsunuz ki oyun; oyun içinde oyun görünümüne dönmüş. Bu tablolar, başka bir oyunun bütünü gibi... Bu durum kontrol edilemezse oyunu ikiye böler. Sanki 100 bin tonluk bir geminin omurgasının ortadan ikiye bölünmesi gibi. İşte bu durumda da; geminin baş tarafı mı, kıç tarafı mı su üstünde kalır bilinmez... Bu konuya çok dikkat edilmesi ve ölçülü olunması gerektiğine inanıyorum.
Tuluat Konusu: Bir tiyatro adamı; “tuluat profesyonel için kurtuluş, amatör için felakettir...” demiş. Seyirci için de; kafa karışıklığı... Oyunda, geçmişten günümüze yapılan atlamaların bazılarını sevdim. Ancak bir ara; Feridun Karakaya’nın, teksten mi oynadığını, yoksa tuluat mı yaptığını kestiremedim... Sanırım ezberi de biraz tam oturmamış!..
2- Bireysel olarak müziğe dayanmadaki başarısızlıklar: Önce, sololarda kulağımıza gelen udun mızrap hışırtısı... Çok kötü. Şatır rolünde Şevket Avşar’ın def ya da dairemi denir neyse o çaldığı; düşünülen etkiyi vermiyor. Efektten, profesyonelce verilirse bana göre daha işlevsel olur.
Behram rolünde Ertuğrul Postoğlu’nun ve Nigar rolünde Melike Altınbar’ın şarkı söylemeleri bana çok zayıf geldi. Ertuğrul Postoğlu’nun çok ilginç bir ses tonu olmasına karşın müzikle bütünleşemedi. Melike Altınbaran’ın sesi de yetersiz göründü. İkinci perdede bir üçüncü şarkı, Sümbül Ağa rolünü oynayan Metin çoban’dan gelince; önyargı olarak “eyvah yandık!” diyorduk ki yanılmışız. Çok başarılıydı ve önceki olumsuzlukları sildi süpürdü... Kutlarım!
Tiyatro okullarında gençlere ciddi olarak bir veya birkaç enstrümanı kullanmasını öğretiyorlar mı? Bilmiyorum. Birkaç yıl önce “Amedeus” ‘u seyretmiştim. Doğal ki piyano çalacaktı sahnede... Çalamadı, çalıyormuş gibi yaptı... Senfoniden bir sanatçı kulisten eşlik etti, o çaldı parçayı. Şimdi ben seyirci olarak, Mozart rolünü üstlenmiş ama bir parçayı bile piyanoda çalamayan oyuncuya ne diyeyim? Acaba, batıda da bu sorun böyle mi? İşin bir farklı yönü de; bizde çeşitli enstrümanları başarıyla çalsanız; kariyeriniz açısından diğer sanatçılardan bir ayrıcalığınız olur mu? Nigar rolünde seyrettiğim sayın Melike Altınbaran’ın udu ustaca çalmasını görmeyi ne denli isterdim ve ne çok mutlu olurdum... Diyorum ki biraz disiplinli çalışmayla bu noktaya varılamaz mı?...
3- Danslar: oryantal ne? Çiftetelli ne?
İşte bu konu başlığıyla her iki dansı da tarihsel kökenlerini araştıran, örnekleyen bilimsel bir yazıyı hazıra konup okumayı çok isterdim. Belki var da, ben nerede olduğunu bilmiyorum. Seyirci yaklaşımıyla bana göre oryantal dans; İslam ülkelerine özgü bir dans. Kesinlikle batılı değil. Yine bu dans, yapılış biçimindeki amacıyla “solo” dans. İşlevi; dans eden kadının; kalça, göbek, göğüs hareketleriyle, titreme ve bel kırmalarıyla, bacak atmalarıyla, göz süzme ve saç dağıtmalarıyla; erkeği aşka çağıran, seksi uyanış sağlayan ve yarı çıplaklığın ağır bastığı dans olarak görmekteyim. Bu öğelerin yeterince uygulanmadığı oryantal dans; keyif kaçırıcı ve işlevsizdir. Ya “çiftetelli” nedir? Sanırım o, başka bir şey...
Oyunda ilk giriş dansında elimde olmayarak ne oluyor? “Resimli Osmanlı Tarihi” nin işi ne burada dedim. Baktım; bellerinde bir bardakları eksik... Bu nedenle grup danslarını kötü tasarımlı ve zayıf buldum. Bu konuyla ilgili olarak; grup danslarında dizilişi de yanlış görüyorum. Ortada, paşa hanımının oturduğu sahnede; uzun boylu dansçıların önde, kısa boyluların arkada olması gerekiyor.çünkü göz estetiği ve perspektif bunu gerektiriyor. Paşa hanımı ayağa kalkınca diziliş değişebilir. Yine dansçıların grup eşlemesi yeniden yapılmalı görüşünü savunuyorum. Seyirciye göre sahnede sol grup (sahneden bakılınca sağ) daha başarılı ve homojen. Bu konuda beni mutlu eden olay; üstte, ortada Şenay Çabuker’in solo olarak yaptığı dans güzel ve düşüncelerim doğrultusunda. Kutlarım. Yine de dans tasarımında karar verilmeli; çiftetelli mi, oryantal mi?..
II-Dekor:
Oyunun dekorunu çok sevdim. Güzel düşünülmüş. En iyi yanı; ekonomik olması. Buna karşın yine de birinci perdenin ikinci yarısında “paşanın konağı” mekanında; arkadaki cumbalı pencere yetersiz kalıyor. Oysa ki ilk sahnelerde arka fon boşluğunun sağ ve sol kanatları; mumların yandığı mangal ve stilize kapı ile doldurulmuş. Yine ikinci perdede de; sağ ve solda bulunan şamdanlar, fonun boşluğunu çok güzel doldurmuş. Yine bu stilize pencerenin; üst paralel bölümle bağlantı halkaları çirkin görünüyor... Gizlenemez mi? İkinci perdede ki asılı olan sanırım şamdan veya buhurdanlıkta Feridun Karakaya’nın sallanmasından sonra ne yapıp yapıp şamdanın uzun süre saat sarkacı gibi sallanması durdurulmalı. Bu beni rahatsız etti. Ayrıca, Feridun Karakaya’nın kostümlerini soyunup kulise atması yerine; ortadaki yüksek divan alanına kapaklı sandıklar yapılıp, bir el hareketiyle kapak açılıp, giysiler onun içine konulamaz mı? Tüm bunlara karşın oyunun dekorunu çok beğendiğimi bir kez daha yineliyorum. Burada, Nurullah Tunçer’i kutluyorum.
Kostüm:
Tarihi oyunların kostümleri, yalnız Devlet Tiyatrolarınca en iyi yapılır gibi, ben de yanlış bir yargı vardı... Bu oyunda bu yanlış yargıdan kurtulduğuma çok seviniyorum. Seyirci olarak oyunların kostümlerinde ilk beklediğim; sanatçının kostümüyle bütünleşip, bütünleşmediğidir. Görebildiğim kadar; oyunda bu çok iyi sağlanmış. Ayrıca seyirci olarak gördüğümüz; çok titizlikle yapılmış olmaları. Özellikle kavuklar... çok inandırıcı ve görsel açıdan seyrine doyum olmuyor. Başta sayın Nilgün Gürkan ve onun yardımcılarını kutluyorum.
Yine kostüm konusunda gördüğüm tek olumsuz konu ; Musa Efendi’nin birinci perdedeki kostümü... özellikle şalvar mı denir, ya da iç donumu; rengi çok cart yeşil... Biçimini de sevmedim. Ancak F.Karakaya’nın hareketliliği dikkate alınırsa... bilmiyorum, biçim olarak başka ne yapılabilir.
Dekor ve kostüm uyumu:
Bu oyunda ; dekor modern, stilize ve kostümler orijinal görünümlü. Gerek kostüm, gerekse dekor tek başına konularında çok başarılı. Ancak, birinden diğerine fonksiyonel geçişmede elimde olmayarak bir yumuşak iniş ya da bir ara çözüm aradım, durdum... Bilemiyorum; özellikle oturma ve yer tablolarında yastık kullanımı bir ara çözüm olarak düşünülemez miydi? Bir yerde orta bölümde serili küçük halı var ama bu fonksiyonu tam olarak yerine getirmiyor.
Genel olarak sanatçılar:
Musa Efendi rolünde Feridun Karakaya’yı ayrıca değerlendirmek istemiyorum. Yazımda yeterli ölçüde konuyu bir seyirci bakışıyla irdeledim. Kısaca; bir usta oyuncu ve başrol olarak eleştirilerimin birçoğunun gideceği adres başta yönetmen olmak üzere Feridun Karakaya’yı ilgilendirmelidir.
Bayram Ağa rolünde Nuri Ergun, tutuk ve temposu düşük. Musa Efendi ile karşılıklı oyunlarda; ortaoyunu tiplemelerinde kaçmalı...
Behram rolünde Ertuğrul Postaoğlu; inandırıcı ve başarılı. Rakım Ağa rolünde Sait Ergenç, başarılı. Şatır rolünde Şevket Avşar bazı yerlerde Notre Dame’ın kamburu tiplemesinden kaçmalı. O kambur; çirkin, insanlarla iletişim kuramayan hırçın bir tip. Oysa ki bu rol çok güzel ve harika kompozisyonlar yaratmaya uygun. Ancak, Musa Efendi ile karşılıklı oyunlarında başarılı. Gerçek bir kamburu yakından incelemesini dilerim.
Sümbül Ağa rolünde Metin Çoban; çok başarılı ve övgüye değer. İlk sahneye çıkışında; işte tipik bir “Bacı kalfa” seyredeceğiz dedim... Yanılmışım. Kutluyorum ve yarattığı o güzel kompozisyonlardan dolayı; sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bana göre oyunun en başarılı sanatçısı; Metin Çoban. Ayrıca, makyajı da çok inandırıcı.
Sadrazam Ahmet Ağa rolünde Haşmet Zeybek; başarılı. Yaver Ağa rolünde Nazif Şen; bu role çok uygun olmasına karşın, düşük tempolu ve bana göre isteksiz göründü. Nur Felek Kalfa rolünde Gül Akelli; önemli bir rolde ve başarılı bulmama karşın tempolu oynamasını diliyorum. Çocuklu kadın rolünde Derya Kurtuluş, başarılı.
Nigar rolünde Melike Altınbaran; oynadığı karakteri çok iyi veriyor. Şarkı ve ud çalma onun için dezavantaj. Oyun içinde çok beğendiğim sanatçılardan. Kutluyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum. Bazı bölümlerde oyun onunla kurtuluyor, özellikle Musa Efendi’nin olmadığı sahne ve tablolarda...
İfakat Hanım rolünde Özen Tutucu; rolü mü öyle, bana mı öyle geldi, biraz dağınık. Açıkçası; oynayış türünü beğenmedim. Daha başka yorumlanır gibi geliyor bana bu rol.
Şebrenk rolünde Şenay Saçbüker; bu oyunda iki görevde görünüyor. Başarılı, kutluyorum. Özellikle dans için...
Şehime Molla rolünde Sevil Uluyol; çok başarılı bulduğum sanatçılardan. Kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum. Özellikle; Sümbül Ağa ile karşılıklı oyunlarında çok iyi tablolar ortaya çıkıyor. Rolüne hakim ve inandırıcı...
Diğer rollerdeki sanatçıları da kutluyor ve başarı dileklerimi sunuyorum.
Yönetmen Engin Uludağ için ayrıca bişeyler söylememe gerek yok. Benim, seyirci yaklaşımlarımı hoşgörü ile karşılayacağına inancım sonsuz. Tüm güzellikler için teşekürlerimi sunuyor; nice, yöneteceği oyunlarda, seyirci koltuğumda olmayı diliyorum... Burada; oyunun finalinin zayıf olduğunu; önce erken gelen bir finalden sonra, selam bölümünde; Feridun Karakaya’nın yönlendirdiği ikinci finalde, son söz; biraz ortaoyununa benziyor. Oysa ki oyunumuz nasıl başlamıştı?..
Yine; her oyunun sonucunda yaptığım gibi; aşağıda yıldızlı değerlendirmeye geçiyorum.
Yıldızlı Değerleme [* * * * * tam yıldız. (J) Joker.]
Oyunun tümü................................: * * * *
Yöneten: Engin ULUDAĞ...........: * * * *
Dekor: Nurullah Tunçer...............: * * * * J
Kostüm: Nilgün Gürkan..............: * * * * *
Müzik: Esin Engin......................: * * * J
Danslar: Elif Girgin......................: * * J
Musa Efendi................................... Feridun Karakaya : * * * *
Bayram Ağa................................... Nuri Ergun : * * *
Behram............................................ Ertuğrul Postaoğlu : * * * J
Rakım Ağa....................................... Sait Ergenç : * * * *
Sümbül Ağa..................................... Metin Çoban : * * * * *
Sadrazam Ahmet Ağa...................... Haşmet Zeybek : * * * *
Şatır.................................................. Şevket Avşar : * * *
Yaver Ağa........................................ Nazif Şen : * * J
Nurfelek Kalfa.................................. Gül Akelli : * * * J
Çocuklu Kadın.................................. Derya Kurtuluş : * * * *
Nigar................................................. Melike Altınbaran : * * * * J
İfakat Hanım......................................Özen Tutucu : * * *
Şebrenk..............................................Şenay Saçbüker : * * * *
Şehime Molla.....................................Sevil Uluyol : * * * * *
Cariyeler............................................ Tümü: : * * *
(Diğer rollerde; Selim Canpolat, İsmail Yıldız, Ahmet Bozkurt, Murat Dalkılıç’a teşekkürlerimi sunarım.)
Yeni oyunlarınızda sizleri görebilmek inancıyla; başarılar diliyor, en derin saygılarımı sunuyorum.
TevfikYALÇIN
Yorum Yaz
|
|||||||||




















