GÜNDEDÜN
İstanbul Oyunlarına Mektuplar
İstanbul, 03.11.1992
“7 KADIN” oyununun eleştirisi:
Önce : Ne oluyor? “ Kedi oyunu , Afife Jale , Hizmetçiler , Sersem Kocanın Kurnaz Karısı , Düdüklüde Kıymalı Bamya , Ölüm ve Kız , 7 Kadın…” Bekli de benim bilmediğim başka oyunlar…Ne Oluyor? Bakınız; Siz de benim gibi bir tiyatro seyircisi olsanız ve tüm saydığım bu oyunların bir çoğunu izleseniz; ne düşünürsünüz? Bir an bu oyunları seyretmediğinizi varsayalım ve bu oyunlardaki ortak noktanın ne olduğunu düşünmenizi isteyelim…Yanıtınız ne olurdu? Aman yanlış anlaşılmasın; bu oyunlardan hiç birini yermiyorum ve tek başına oyunları irdelemiyorum. Ben tüm oyunları bir arada düşünüp; oyunlar yelpazesinden söz ediyorum. İşte tüm bu oyunlarda merkez; kadın ve kadın ağırlıklı oyunlar. Kadının sorunlarını , kadın dünyasını seyrettiren oyunlar. İnsaf!..Konu mu yok? Oyun mu yok? Bu ard arda sıralanış asla bir rastlantı olmaz! Bu oyun düzeni nasıl oluştu? Gözden mi kaçtı? Ne bileyim seyirci size “ aman kadın olsunda ne olursa olsun” diye baskı mı yaptı?
Bir seyirci olarak işin mutfağı beni hiç ilgilendirmez. Kim yönetir, kim oynar, kim karar verir, nasıl karar verir, neden karar verir…seyirci olarak benim dışımda olan bir konu…
Yine ilk soruya dönüyorum; Ne oluyor ve neden oluyor? Acaba diyorum; İstanbul Devlet Tiyatroları Müdürünün kadın olmasının mı etkisi var bu kadınsı oyun düzeninin oluşmasında…Acaba diyorum; bir bilinçaltının, elde edilen yönetim olanaklarıyla “ Ah!.. şunu da koyalım sahneye, Ah!.. bunu da koyalım sahneye…” aceleciliği ile mi gelindi bu noktaya… Eğer böyleyse; Müdürümüz erkek olunca biz seyirciler bu kez de; “ Dördüncü Murat, Karaların Mehmetleri, Fatih, Donkişot, Deli Dumrul…” sizlerin benden daha iyi sayabileceği erkeksi oyunları mı seyretme ızdırabını yaşayacağız?..
Bu noktada, bir seyirci olarak sizlerden şu konularda gerekli inceleme ve araştırmaları yapmanızı isteyebilirim;
1- Hedef seyirci analizinin yapılması. Bunun için de bağımsız bir araştırma kurumu devreye sokularak; anket, soruşturma yöntemleriyle seyirci isteklerinin saptanması.
2- Seyircinin kazanılması, seyirci ilişkilerinde yalnız bilet gişelerinden bilgilenmenin dışında yeni haberleşme kanallarının açılması ve seyircinin; basının dışında tutularak bu konuda özel projeler geliştirilmesi. Bir seyirci bilgi bankası kurulması, en azından anketler aracılığıyla hedef seyircinin adreslerinin depolanıp; aylık oyun düzeni broşürlerinin posta aracılığıyla ulaştırılması.
3- Oyun broşürlerinde; Oyunla ilgisi olmayan ( Bakan, Genel Müdür ) gibi makam ve kişilere yer verilmemesi. Bu konu; tamamen Kurumun iç yayın organında yer alması gereken bir konu. Anlamıyorum; Kültür Bakanının bir oyun broşüründe işi ne? O zaman Vergi Tahsilat Makbuzlarına da Maliye Bankının resmini koyalım.
4- Devlet tiyatrolarının büyük olanakları ve insan kaynağı dikkate alınarak; tiyatro ve oyunları konu alan panel, seminer vb. çalışmaların programlanması. Günümüzde çok önemli olan; Türkçe dilimizi doğru kullanma konusunda ve tiyatro konusunda kurslar ( ücret karşılığı, katılımcı bir yöntemle ) düzenlenmesi.
5- Sanatçıları tek oyunlarda değil de, birden fazla oyunda seyretme olanağının yaratılması. Sanatçıların seyirciden saklanmaması. Bu konuda söylemek istediğim; On sekiz yıldır İstanbul’dayım ve hangi oyuna gitsem; oyuncu kadrosunun yarıdan çoğunu sanki ilk kez seyrediyorum…
6- İstanbul’da yerleşik sanatçıların performanslarını artırılmasının sağlanması ve diğer kurumlarda ( Özel tiyatro, sinema, Televizyon Kurumları) kariyerlerinin geliştirilmesi olanaklarının yaratılması, görev almalarının sağlanması. Açıkçası medya içinde yer almaları ve kurumun özellikle seyirciyle bütünleşmesi açısından medyayı kullanmasının sağlanması.
7- Salon!.. İstanbul’da Devlet Tiyatrolarının salon yetersizliği bir gerçek. Özellikle Kadıköy ve Bakırköy ilçeleri için yeni salon gereksinimi büyük boyutlarda. Üniversite salonları, özel tiyatroların ( var olanların ) salonları kiralanamaz mı? Kadıköy için, ne olur; kısa sürede bir şeyler yapın…
Buraya dek oyunla ilgili hiç bir şey yazmadığımın farkındayım. Özür diliyor ve “ 7 Kadın Oyunu” na geçiyorum:
GENEL OLARAK :
Oyun “ Müzikal “ adını alınca; müzik, istesek de istemesek de dans ve yönetim olarak kendiliğinden üç bölüme ayrılıyor.
Müzik :
Müzikleri yapan Cem İdiz’i uzun süredir tanımak isterdim. Birçok dostumdan O’nun hakkında övgü dolu sözler duyardım… Bir seyirci olarak bu oyunda karşıma çıkınca; oyunun önemi benim için bir kat daha arttı. Ben bu yazımda Cem İdiz’i iki ayrı Cem İdiz olarak değerlendireceğim. Birincisi; kompozitör olarak, ikincisi de piyanoda Cem İdiz.
Müzik güzel. Nasıl güzel? Oyundan bağımsız düşünürseniz güzel. Cem İdiz koltuğunun altında bir uzunçalarla gelse ve bize bu müzikleri dinletse; sevgiyle kucaklar ve sonsuz teşekkür ederdim. Ancak bu oyuna uygun müzik değil. Neden değil? İki nedenle değil:
1- Müzik çok erkeksi
2- Jazz, tür olarak oyuna uygun değil.
Müziğin “ erkeksi, kadınsı ve eşcinseli mi olur? “ Belki böyle bir yorum olmaz ama ben seyirci olarak duygu ve düşüncelerimi: Oyunun konusunu dikkate aldığımızda en iyisi ikinci konu başlığından söze başlamak daha doğru olacaktır.
Jazz, tür olarak oyuna uygun değil diyorum… Konu; günümüz kadınının kendini tanımasından daha çok, erkek kadın ilişkilerinde karşı cinsi sorgularken, kendi yerini saptaması ve içedönük kendisiyle hesaplaşıp, yeni doğrularla erkek-kadın ilişkilerinde sağlıklı bir yapıya ulaşmasıdır. Çözüme ulaşırken; kadınlara yönelik davranışlarda, erkek tepkinin bir psikanaliz ustalığı ile dürüst ve ayıpsız dışa vurumunun sağlanması. “ hazır paket yemek “ gibi kalıpsı çözüm ve davranışları geri çevirip; yine gerçek çözümlerin, kadınların iç dünyalarından gelen sesin yükseltilmesiyle çözüme ulaşmaktır. Başka bir deyişle; öznel olan içe dönüklükten kurtulmanın yolu; dışa dönük olan enerjik ve tepki dolu “ gür sesi “ yakalayıp, karşı cinse doğru olarak iletilmesidir. Özellikle dışavurum anındaki “ dans “ öğelerindeki hızlı tempo ne denli önemli ise; müziğin, günümüz pop vb. hızlı müzik türünde olmasının aranması da o denli önemlidir. Benim için “ Jazz “ müziği; “ ben-insan “ tekilinde, baş başa kalınmasından çok özel ve içe dönük bir müzik türü olarak görülmektedir. Şarkılarda bu söylediklerimi en iyi anlatan bölüm: Meral Bilginer Gökdenizi’in “ Merhaba Mandy “ şarkısında görüldüğünü ve oyunun müzik yapısını “ Jazz “ dayandırmada en başarılı bölümün bu olduğunu söyleyebilirim. Bu bölüm çok güzeldi… Yine söz şarkılardan açılmışken; Rüçhan Çalışkur ve Işıl Yücesoy, başarılıydılar ve kutluyorum…
Diğer önemli bir konu; müziğin erkeksi olması. Bu konuda müziğin yapısındaki jazz unsuru dikkate alındığında; kontrbas, davul, klarnet ve artı piyano… bu dörtlünün yaptığı müzik çok pes bir müzik olduğu için erkeksi diyorum. Bir ara trompet ve saksafon sesini aradım bu müzik içinde… Klarnet beni nefesli saz olarak doyurmadı. Grup olarak bu dörtlüden daha farklı bir tonda nasıl bir müzik beklenir bilemiyorum. Sanki biraz vurma sazlar dörtlüsü havasındaydı. Evet, müzik tek başın değerlendirilirse; güzeldi… Yine oyun bu müzik üstüne zorlanarak oturtulmuş görünse de; oyunun müziğinin bu olmadığını bir seyirci olarak söylemekte direneceğim.
Cem İdiz’i, oyunun orkestra sanatçıları içinde de görünce çok sevindim. Ne de olsa müziklerin yapımcısıydı ve her şarkı; hakkıyla seslendirilecekti. Başka bir deyişle; Cem İdiz’in sahneden müzik yapması; tüm oyuncular için bir avantaj sayılabilirdi. Burada iki konu üzerinde durmak istiyorum. Birincisi; Cem İdiz’in piyano ile hep öne çıktığı ve diğer enstrümanları ezdiği çok açık görüldü. Bu, müziğin kalitesini ve doğruluğunu artırdıysa da; Cem İdiz’i bir solo sanatçı durumuna da düşürdü.
İkinci ve en önemli konu: Neden Cem İdiz müzik olmayan bölümlerde perde aralığından sahneyi terk etti, diğer müzik yapan sanatçıları sahnede bırakıp… Bu konuda gerekçesi ne olabilir? Şef durumunda olması O’na bu hakkı verir mi? Neydi bu dışarı çıkmalar? Sigara molası mı? Yoksa “ bir tek… “ molası mı? Orkestra “ çukur” olsa haydi bir derece… Seyircinin önünde, onların gözünün içine baka baka… Hiç yazmak istemiyorum ama; yazmalıyım: Neden bu davranışlarıyla Cem İdiz kendisini bir gece kulübü piyanisti durumuna soktu? Neden?... Düşünüyorum da; “ Düdüklüde Kıymalı Bamya “ oyununda “ Fahrettin “ rolünü oynayan Sadrettin Kılıç; final öncesi on beş-yirmi dakika sahnede bir kanepe üstünde ve çok rahatsız bir konumda “ ölü gibi yatması “ boşuna mı? Oyunun yönetmeni Can Gürzap, bu sahnede Sadrettin Kılıç’ haksızlık mı yapıyor? Hiç sanmıyorum…
Danslar :
Müzikli oyunlarda gerek tasarımcıların, gerekse uygulamacıların “ komple “ olmaları gerekiyor. Bu nedenle koregrafide Aydın Teker’in oyuna bakış açısı ne denli geniş olursa olsun; işin özünde sınırlı ve kısıtlı olmak var. Oyuncuların sahnedeki dinamizmi ve çabaları övgüye değer bulunsa da; hareketlerin çok sınırlı ve yumuşak tutulması sonucu figürlerde ve grup danslarda yinelemeler gözden kaçmıyor. Bu nedenle oyunda bildiğimiz anlamda “ dans “ var demek; olanaksız…
Dekor :
İlk kez bir dekorun; oyuncuları yuttuğunu gördüm. Dekor, sıcak da değil. Özellikle orta boşluk; soğuk ve çıplak duruyor. Sağ ve sol direk boşlukları yeterince kullanılmıyor. Seyirciye çok geniş ve hareket alanı çok büyük görünmesine karşın; oyuncuların etkili olabilmesi için sahnenin merkezinde yığılmaları veya dekordan kopup, sahnenin önüne çıkmaları gerekiyor.
Kostüm :
Kostümleri beğendim ve yadırgamadım. Çok akıllı çözümlerle iyi bir sonuca ulaşılmış. Serpil Tezcan’ı kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum. Kostümlerin tasarımında en zor olan yön; dans ve jimnastik hareketlerinde gereken rahatlığı sağlamaları yanı sıra, hareketsiz sahnelerde de oynanan role uygun düşmeleri… İşte bu çözümü bulduğum için çok sevindim. Tüm bu güzellik içinde; Serpil Tamur’un siyah pantolon ve gömleğinden taşan karamsarlığı; bir jimnastik salonu yöneticisine uygun kostümler olarak görmedim.
OYUNCULAR :
Michelle rolünde Serpil Tamur : Oyunun kilit rolü. Diğer altı kadının sorunlarının çözümünde “ reçeteyi “ elinde tutan kadın. Belki de bir yerde orkestra şefi oyun içinde. Bana göre Serpil Tamur, bu rolde “ Michelle “i halen ayrış içinde… Tatlı-sert bir rol… Sahnedeki “ Michelle “ biraz silik ve kararsız görülüyor.
Beth rolünde Rüçhan Çalışkur : Beth, sahnedeki bilgiçliği ve sonuçları kestirmesi açısından çok önemli. Rüçhan Çalışkur, bu rolün kişiliğini yakalamış. Final şarkısında yine sahnenin sağ köşesine gitmesi; bir yinelemeden başka bir şey değil…
Gwen rolünde Seval Gökçe: Final öncesi oyununda gerçek Gwen’i tanıdık. Çok arka planda ve kendini gizliyor. Ancak bu rol için Seval Gökçe’nin yapacağı pek bir şey yok.
Eileen rolünde Bengisu Karhan : Sahnedeki çalışkanlığı övgüye değer. Ancak hamile olduğu konusundaki tiplemesi inandırıcı değil. Biraz saf ( temiz yürekli ) olması gerekirken; açık göz, cin gibi görünmesi gerekmezdi diyorum.
Sharry rolünde Ayda Aksel : Bu rol için Ayda Aksel’i kutluyorum. Çok başarılı. Oyundaki Sharry rolünün kişiliği ile tam bir bütünleşme içinde. Seçtiği ses tonu büyük bir risk olsa da; bu konudaki titizliği ve cesurluğu övgüye değer. Oyunda yedi kadın var ama bu kadınlar; ayrı insanlar. İşte bunu oyun içinde en iyi, en belirgin verebilen Ayda Aksel’di diyebilirim. Oyunda tempoyu ve kaliteyi kaçırmaması, rolünü soğutmaması ve her şeyden önemlisi altı kadından hangisi ile sahnede eşleşirse o oyuncuyu da kendi düzeyine çekip çıkarması, yardımlaşması… İşte tüm bunlar; Ayda Aksel’e başarıyı getiren unsurlardı.
Alice rolünde Işıl Yücesoy : Önemli bir rol ve Işıl Yücesoy bu rolde başarılı. Disipliniyle ayrıca övgüye değer. Dans ve hareketlerdeki başarısı; fazladan bir şeyler yapmamasına bağlı. İstese bu konuda tam bir solo oynar… Oynar ama; oyundan düşer. Final koro şarkısında sanırım; bir kanon ( gruptan farklı ikinci bir ses ) duydum. Mırıltı veya tempo gibi bir şey.. Sesi aradım ve Işıl Yücesoy’dan geldiğini güç de olsa yakaladım. Korodaki bu farklı söyleyişi; Cem İdiz’in onayı ile mi yapıyor?
Mandy rolünde Meral Bilginer : Yedi kadın içinde olayların biyolojik ve fizyolojik boyutunu en iyi bilen insan olmasına karşın; tıp öğrencisi bilgiçliği yeterince ortaya çıkmıyor. O güzel fiziği ve albenisiyle ev kızı görünümünde… Final şarkısı bir harikaydı… Kutluyorum.
Sonuç :
Bir gece, evimdeki bilgisayarımın başından kalkıp, su içmek için mutfağa gidiyordum. Elinde TV kumanda aracı kanepeye uzanmış olarak yatan karım “ bana mutfaktan bir elma getirir misin “ dedi. “ Olmaz “ dedim. “ Neden? “ diye sordu. “ Benim bildiğim; bu elma getirme işinde; erkek kadına değil de, kadın; erkeğe elma getirir…” dedim. Mutfağa gittim, suyumu içtim ve karımın istediği elmayı getirmedim. Tıpkı bir böcek gibi, içgüdüsel…
Şimdi, “ 7 Kadın “ oyununu seyrettikten sonra; artık bir böcek gibi içgüdüsel davranmayacağımı biliyorum. Değil mutfaktan elma getirmek; gece yarısı Hasanpaşa Pazarına bile giderim karımın elma isteği için… Yeter ki istesin…
Beth’in söylediği “ Yalnızım Ben “ şarkısını dinledikten sonra; on dört yaşındaki kızıma daha sevgi dolu yaklaşmaya ve özellikle izin isteklerinde anlayışlı olmaya kendi kendime söz verdim…
Okul dönüşlerinde; önce ben soruyorum “ bu günün nasıl geçti “artık içimden değil de inanarak “ sevgili kızım… “ diyebiliyorum ve geç de olsa; doğru olanı yapabiliyorum…
Zor bir oyun. Öyle bir oyun ki; oyunu hafife alırsanız tüm bir meslek kariyerinizi sıfıra eşitler ve sizi “ meslek intiharına “ dek götürür.
Sonuç olarak; İstanbul Şehir Tiyatrolarında; afişte “ 7 Kadın “. Sorunuzu duyar gibiyim; “ Hangisi? “ diye…Zor olan “ 7 Kadın “ ve bana göre; şansı az olan da “ 7 Kadın “. Belki de tüm bu olguların dışında ortaya çıkan en büyük gerçek; bizlerin, şu an yaşamımızdaki afişte yer alan; evlerimizdeki “ 8. Kadın “ ve bizim bu kadına yaklaşımımız…
Oyunun eleştirisini yazmaya başladığım andan itibaren içimde sakladığım bir özel “Teşekkür“ü şimdi; beni “ 8. Kadın “ ile yeniden buluşturan oyunun yönetmeni Engin Cezzar’a sunuyorum.
Teşekkürler… Saygılarımla.
Tevfik YALÇIN
Oyunun yıldız değerlendirmesi : * * * * * tam yıldız, ( j ) joker
Oyunun tümü ......................................: * * *
Rejisör………………Engin CEZZAR: * * *
Müzik ……………………Cem İDİZ: * * * *
Koreografi …………..Aydın TEKER: * * *
Dekor………..…….Ethem ÖZBORA: * * J
Kostüm……………..Serpil TEZCAN: * * * * *
OYNAYANLAR :
Michelle…………….Serpil TAMUR: * * * J
Beth……………Rüçhan ÇALIŞKUR: * * * *
Gwen………………....Seval GÖKÇE: * * *
Eileen………...Bengisu KARAHAN : * * *
Sherry…………..……Ayda AKSEL: * * * * *
Alice……………..….Işıl YÜCESOY: * * * * J
Mandy…………...Meral BİLGİNER: * * *
( 7 Kadın Oyununu, 3 Kasım 1992 tarihinde saat : 20:30 da Devlet TiyatrolarıTaksim Sahnesinde seyrettim. )
Yorum Yaz
|
|||||||||

















ayşe
3.19.2010 19:03:11
aca bana 7 kadın oyunun teksti