GÜNDEDÜN

İstanbul Oyunlarına Mektuplar

        

  

 

İstanbul, 04.02.1992

MÖSYÖ BUTTERFLY” oyununun eleştirisi:

Genel Olarak:

Biz seyirciler için yeni oyunların adları, konuları; ilk bakışta bişgi dağarcığımızda ne varsa onun tutsağı olarak tiyatro salonlarına çeker. Bundan kaçmanın, kurtulmanın pek kolay olmadığı söylenemez. Oyunun adı "Fatih" ise; elbet 1453 tarihiyle ilgili tüm bilgileriniz ve ön yargılarınız, utanmaz seyyar satıcı yapışkanlığıyla peşinizi bırakmaz. Oyunun başlamasıyla da sahnede bulduğunuzu değil, umduğunuzu görmek istersiniz.

Bu oyunda da ilk sözcüğün (Mösyö) tüm gerçeği bas bas bağırmasına karşın; elimizde olmayarak ‘’BUTTERFLY’’ sözcüğünün pırıltılı çekiciliğine tutsak olmamak elde değil. İşte seyirci olarak yaklaşımım önce böyleydi, ya duygularım…

Ben ilk kez bir Geyşa’yı Taksim meydanında gördüm gerçek olarak. Nasıl mı? Yıl 1987 ve Türk-Japon Kültür Haftası kutlanıyor… Güneşin Oğlu Hirohito’ nun kardeşi prens de İstanbul’ da. Gümüşsuyu’ nda çalıştığım banka şubesinin karşısında Japon Elçiliği. O günlerde oldukça hareketli. Akşam işten çıkıyorum ve Taksim’ e doğru yürüyorum… Atatürk Kültür Merkezinin önünde Japonlar. Birden karşımda Kimonolarıyla Geyşalar. Şaşırıyorum. Bir çocuk merakı ve heyecanı ile yanlarına yaklaşıyorum. Pırıl pırıl giysileri. Yürümeye devam ediyorum. İyice yaklaşıyorum. Sırtlarındaki kimonolar ve bellerine denk gelen, adını bilmediğim o yastık gibi duran şişkin paketler ilgimi çekiyor. Birden beni çevreliyor dört kadın. Bana öyle sevecen, saygılı ve tanımlayamadığım biçimde bakıyorlar ki bu bakışları; şimdiye dek ne annemde, ne karımda ne de Beyoğlu sokak kadınlarında gördüm… İstesem o sırtlarındaki kimono paketlerine dokunurum ve hiçbir şey demezler… İçlerinden birisine ‘’Gel kız! Haydi, yürü gidiyoruz!...’’ desem, sanki hemen gelecek gibi. Orada, ayaküstü bir iç sevinci yaşıyorum. Kendime güvenim geliyor. Sağlarına, sollarına iyice bakıyorum. Has Anadolu erkeği davranışıyla kadınları kesiyorum. Ne ürküyorlar, ne de kaçıyorlar. Nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama; tüm seksi bakışlarım, ayaküstü araştırmalarım; onların gözbebeklerine ulaştığı an, bir kelebek olup uçuyor ve yeniden bana yumuşacık dönüyor. Yıllar sonra bile ben o kadın bakışlarının gizemini çözemedim. İlk kez Japonca bilmediğim için üzüldüm. Yarım yamalak İngilizce’ m ile de o güzelliği bozmadım. İşte bu oyunun örgüsünde; ben o gizemli doğulu kadının bakışlarının öyküsünü buldum. Bu nedenle de tiyatroyu çok seviyorum.

Denetim elemanlarının, müfettişlerin, kanun adamlarının ilginç bir deyişleri vardır, ‘’İtiraf et, rahatla…’’ Ben de öyle yapacağım. Salonun kapıları açılmadan önce Salih Sarıkaya’ nın oyundaki konumunu iyice öğrenmediğim için;oyunun ilk haftası olması nedeniyle de yeteri kadar dedikoduları işitmediğimden Song Liling, beni çıldırttı diyebilirim. Tamam diyorum; Doğulu kadının o, saygılı tavrı için pes bir ses aranmasını doğal karşılarım. Ama birader böyle de olmaz ki; kadın eşcinsel gibi konuşuyor. Saygıdan başını eğmesi gerekli… Tamam! Ama baksanıza; kamburu çıkıyor kadın her başını eğdiğinde. Elimde olmadan yönetmene kızıyorum. İtiraf etmeliyim ki; Salih Sarıkaya’ nın kadın olmadığını; o, sahnede söylemeden fark edemedim. İnanın, gerçeği söylüyorum. Sanırım şimdi oldukça rahatladım bu itiraftan dolayı… Kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Oyuncular:

Rene Gallimard rolünde Cüneyt TÜREL; başarılıydı kutluyorum. Burada; neden Cüneyt Türel’ in tek başına oynadığı sahnelerde oyun birden bire ‘’Tek kişilik Oyun’’ biçimine dönüşüyordu onu pek anlamadım. Bunun Cüneyt Türel’ den kaynaklandığını pek sanmıyorum. Geriye dönük anlatılar mı buna neden oldu, ya da tipleme böyle mi düşünüldü? Bunu çözemedim. Nedeni ne olursa olsun; oyunun bazı sahneleri tek kişilik oyun havasınsa yürüyor. İşte bunu sevmedim. Ayrıca, Cüneyt Türel’ i bu sezon üç oyunda baş rolde seyrettim. En çokta bu oyunuyla beğendim. Kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Song Liling rolünde, Salih Sarıkaya için söylenecek; zor bir rol, fakat;sonuç başarı. Biraz da sanatçı olmak bu demek değil mi? Final sahnesinde; yüksekte söylediği o son iki replik gerekli mi? Nasıl söylenmesi isteniyor? Bu iki repliğin başarıya gölge düşürmesini hiç istemem. Teşekkürler… Teşekkürler bu zor rol için sonsuz teşekkürler… Sağ olun!..

Partideki kadın rolünde; Aydan Burhan, birinci adam rolünde; Kaan Girgin, ikinci adam rolünde; Uğur Taşdemir için görevlerini yaptılar diyebilirim. Burada, içki sahnelerinde; ellerindeki kadehlerin tutuş biçimi öyle mi olmalı? Sanki çay bardağı tutuşunu andırıyor. Bu konu; yetkin bir barmene danışmalı.

Marc/Shapless rollerinde Atacan Arseven çok başarılı. Kutluyorum. Tempolu oynadığı sahnelerde sözcüklere çok dikkat etmesi gerekiyor. Sözsüz tanımlamalarda öylesine hesaplı olmalı ki; olacağına inanıyorum, oyunu ucuzlatmamalı. Sonsuz teşekkürler. Oyunun temposu belli sahnelerde Atacan Arseven’ e bağlı…

Dergideki kız rolünde, Açelya Akkoyun. Başarılı. Rolünün her saniyesi çok önemli. Dirhem dirhem gelen güzellik. Yan görünüm mü? Sırttan görünüm mü? Önden görünüm mü? İşte bunu seyirci; oyundan sonra düşünüyor. Başka bir deyişle oyundan sonra beyninde yeniden seyrediyor. Song Liling’ in "hötöret pötöret" çıkmasından sonra; seyircinin beyninde yeniden seyretmesi çok görülmemeli. Teşekkürler.

Helga rolünde, Berrin Koper. Çok sevdiğim tiplemelerden bir tanesi. Çok başarılı. Yalnız ikinci perdede bir bölümde sanki az daha oyundan düşüyormuş duygusunu yaşadım. Beni rahatsız eden de; sanırım ses tonunu iyi ayarlamaması oldu. Sonsuz teşekkürler.

Suzuli/Şu Fang rollerinde Bestem Türen: Başarılıydı. Sahnede seyirciye; kafasındaki doğulu kadın imajını en iyi veren tipleme olması açısından rolünün önemi büyük.

M Toulon rolünde, Kerem Yılmazer: Çok temiz bir oyun sergiledi. Özellikle sahnede ilk göründüğü anlarda… Teşekkürler. İkinci sahnedeki rolü için Kerem Yılmazer’ e biraz daha değişik kostümler ve makyaj gerekli diyorum.

Yoldaş çin rolünde, Mahperi Mertoğlu: iyi seçilmiş ve role çok uygun bir oyuncu. Oyunun birçok sahnelerinde gördüğümüz Çin Kültür Devrimiyle ilgili sahneler onun alt yapısı. Bana göre öyle çok bağırmasına gerek yok. Sanırım Mahperi Mertoğlu, bu rol için doğru seçim, ancak; yanlış oynatılıyormuş gibi geliyor. Bu roldeki tiplemenin yeniden gözden geçirilmesi gerekli. İnancıma göre gücün suküneti; bağırtısından daha ürkütücü ve korkutucudur. Bu role yaklaşımın böyle olması gerektiğine inanıyorum bir seyirci olarak…

Rene rolünde, Hümay Güldağ: ilk sahnede çok başarılı. Tipleme olarak çok iyi bir seçim. İnsan, elinde olmayarak kendini o zamanda ve mucizevi olarak ortaya çıkan Rene ile birlikte olmayı düşlüyor. Ancak bir sahne var ki; Gallimart ile erkeklik organı tartışması yaptığı… İşte bu sahnede sanki biraz utangaç, sıkıntılı ve ürkek oynuyor. Bu sahne tam argo deyimiyle ‘’yırtık’’ bir Rene gerektiriyor. Bu utangaçlıktan kurtulması gerekli. Cüneyt Türel’ in rahat oyununa karşın; Hümay Güldağ; tutuk… Ancak yine de bu rol tam Hümay Güldağ’ a göre. Ayrıca o sözlere de pek gerek var mı? Bunu da yeniden düşünmekte yarar var.

Yargıç rolünde, Bilge Zobu: Bu rolde pek inandırıcı bulmadım. Tek başına yargıç?... Tipleme, Yeşilçam filmlerindeki yargıç tiplemesini andırıyor… Bu rolde sanırım gözden kaçan bazı noktalar var. Kostüm mü desem? Makyaj mı?... Bu rol için hep birlikte yeniden düşünmek gerekiyor.

 

Dansçılar & Kurogolar:

Şehir Tiyatrolarında bugüne değin oyunlarda birçok dans seyrettim… Ancak bu oyunda seyrettiğim danlar; en özenli ve güzel olandı. Teşekkürler. Özellikle Çin Devrimine ilişkin danslar; elimde olmayarak ‘’ Son İmparator’’ filmini anımsattı…

 

Dekor:

Böyle bir oyun için, çok akıllıca ve özenle yapılmış bir dekor. Yükseltiler, mekanlar. Oyun trafiğinin işleyişi… Çok mutlu oldum. Tek eleştirebileceğim yer; harakiri sahnesindeki arka boşluğun gereksizliği… Bir de baktım ki;sarı bir hasır yukarıdan aşağı indi ve bir oda ortamını yarattı. Gallimard’ın, ilk sahnede kullandığı küçük ahşap masanın tüm oyun boyunca aynı yerde durması gerekli mi? Bana sorarsanız o masa bazı sahnelerde kaldırılsa iyi olur diyorum. Dekordaki renk uyumu, estetik ve mimari yapı için hayranlığımı gizleyemiyor; Atıl Yalkut’ a sonsuz teşekkürlerimi iletirken, bu dekorun özgün olduğuna inanarak, yaratıcılığını kutluyorum. Eline sağlık…

 

Kostüm:

Fazla söze gerek kalmadan; bu özenli kostümler için tüm kalbimle Sevim Çavdar’ ı kutluyorum. O dönemin ve ortamın yaratılmasında bu oyunda kostümlerin başarısı gözardı edilmemeli. Bu konuda eleştiriden çok, görüş olarak ileri sürmek istediğim; otantik danslarda, kadın ve erkek dansçıların kostümlerinde renk ayırımına gidilemez miydi? Her ikisinin de sarı olması gereklimidir? Yalnızca bir görüş… Teşekkürler Sevim Çavdar, sağ olasın! Eline sağlık…

Bizim Anadolu’muzda bir gelenek vardır; oğlan anaları, gelin olarak seçtikleri kızları hamamda görürler. Kızların neyine bakarlar, nasıl anlarlar, pek bilemiyorum ama; soy sop denilen şey, manifaktör ekonomi için sonuçta ucuz işgücü üretim tabanı olduğu için, yaş tahtaya basmazlar. Dünyanın yeniden yapılandığı, küreselleşmenin tartışıldığı bu günlerde, bize 1991 yılının en büyük öğretisi: yemenin, içmenin, sevişmenin ideolojisinin olmadığıdır. İnsan gereksinmelerinin en iyi biçimde sağlanmasının; karşımızda bir sorun olarak dikilmesinde, ideolojik arayışlar ve yapay formüller; bize göre sonuçta birer Mösyö Butterfly’ dır.

Yakınlaşmada ikili söyleşilerin önemi elbette küçümsenemez. Ancak, amaca giden yolda diyalog bir araçtan öte anlam taşımaz. Çoğumuzun bildiği ‘’…Orda bir köy var uzakta!.. O köy bizim köyümüzdür!.. Gitmesek te, görmesek te, o köy bizim köyümüzdür!..’ dizelerinin erdemi ve içtenliği, melodik zenginliği; mantıksal yanlışlığını ancak, Mösyö Butterfly’ ın giysileri kadar örtmeye yetmektedir. Sonuçta; Tanrı bile ‘’Beni ne denli büyük severseniz sevin; inanabilmem için bu sevginizi eylemle gösterin…’’ isteğinden vazgeçmemektedir.

Oyundaki yaşam görüşünün, mesajlarının pek öyle büyük doğrular içerdiğini söylemek ve göklere çıkarmak büyük yanlış ve haksızlık olur. Biz seyircilerin elbet bireysel olarak bundan elde edeceği dersler vardır. Burada güzel olan; benim, ounun oynanışındaki başarısına, oyuncularımın ve teknik adamlarımın; sahne sanatındaki güçleridir. Benim alkışlarımda onlaradır...

 

Yıldızlı değerlendirme: [* * * * * Tam yıldız (J) Joker ]

Oyunun Tümü…………………………: * * * * J
Yöneten………………………………. : Ali TAYGUN * * * * J
Dekor…………………………………. : Atıl YAKUT * * * * *
Kostüm……………………………….. : Sevim ÇAVDAR * * * * *
Koreografi…………………………….. : Xing HONG * * * * *

Rene Gallimard……………………................... : Cüneyt TÜREL * * * * *
Song Liling ……………………………………… .: Salih SARIKAYA * * * * *
Partideki Kadın……………………………….... ..: Aydan BURHAN * * *
Birinci Adam……………………………………... : Kaan GİRGİN * * *
İkinci Adam……………………………………... ..: Uğur TAŞDEMİR * * *
Marc/Sharpless…………………………………... : Atacan ARSEVEN * * * * *
Dergideki Kız……………………………………... : Açelya AKKOYUN * * * * J
Helga………………………………………………. : Berrin KOPER * * * *J
Suzuki/Şu Fang …………………………………..: Bestem TÜREN * * * *
M Toulon………………………………………… ..: Kerem YILMAZER * * * * *
Yoldaş Çin………………………………………. ..: Mahperi MERTOĞLU * * * J
Rene …………………………………………….... : Hümay GÜLDAĞ * * * *
Yargıç …………………………………………….. : Bilge ZOBU * * *
Dansçılar & Kurogolar ………………………….. : (Tümü) * * * * *

 

 

Tevfik YALÇIN

 

(Mösyö Butterfly oyununu; 4 Şubat 1992 Salı günü, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ nde seyrettim.)



Henüz yorum yapan olmamış.

Yazdır Tavsiye Et
  Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
 
 
 
ÜYE & YAZAR GİRİŞİ
Üye Girişi
Yazar Girişi
 
ÜYELERİMİZDEN
 
 
DUYURULAR
İBB Şehir Tiyatroları’na TOBAV Tiyatro Çırakları Başarı Ödülleri’nde 5 Ödül
Soner Çakmak: Alacakaranlık Notları Resim Sergisi, 18 Mayıs - 1 Haziran düş yolcusu sanat durağı Sanat Galerisi
EKİP TİYATROSU MAYIS OYUNLAR
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
Bilgi Eğitim / Seminer / Felsefenin Sanata Bakışı / 5 Mayıs 16 Haziran
 
 
ANKET
 
yükleniyor...
anket sonucunu göster>>
 
E-Veri Bilişim Hizmetleri